(818 S. K. m. 538, 539)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı dava dışı şahsa ait 24 parsel numaralı arsayı 10.04.2000 tarihli kira sözleşmesi ile davalılarla birlikte kiraladıklarını, sözleşmeye uygun bir şekilde arsa üzerine oto kuaförü olarak kullanmak üzere tesis yaptıklarını, ancak tesisin bitiminden sonra davalıların kendisini tesise sokmadıklarını ileri sürerek tesisin inşaat maliyeti nedeniyle 21.847.000.000.TL. ve 100.000.000 TL. kar mahrumiyetinin tahsilini istemiştir.
Davalılar, davacı ile oto kuaförü işi yapmak için anlaştıklarını, ancak tüm masrafın davalılar Celalettin G
ve Hacı E
. tarafından karşılandığını, davacının parasal katkısının olmadığını ve davacının kendi isteği ile ortaklıktan ayrıldığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davacının demirbaşlara yönelik bir talebinin olmadığı, adi ortaklık zarar ettiği için kar talebinde bulunulamayacağı gerekçesiyle binanın maliyetinden kaynaklanan davacı hissesi 21.847.000.000 TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmiş; hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davacı ve davalıların, dava dışı şahsa ait boş arsaya oto kuaförü işi yapmak için tesis yaptıkları ve bu suretle taraflar arasında oto kuaförü işi ile ilgili olarak adi ortaklık oluşturulduğu hususu tarafların ve mahkemenin kabulündedir.
Davacının vergi dairesine yazdığı 29.08.2000 tarihli dilekçe ile ortaklıktan ayrıldığını bildirdiği de anlaşılmaktadır. Davacı dava dilekçesinde binanın maliyeti nedeniyle hissesine düşen 21.847.000.000 TL'yi yani koymuş olduğu sermayeye karşılık gelen miktarı istediğine göre bu isteğin adi ortaklığın tasfiyesi isteğini de kapsadığında duraksama bulunmamalıdır. Taraflar arasında anlaşma bulunmadığına göre tasfiyenin mahkemece yapılması zorunludur. Mahkemece bu tasfiye yapılırken de BK'nın 538. ve devamı maddelerin hükümleri göz önünde bulundurmalıdır. Dosya içinde bulunan belgelerden davalıların yönetici konumunda bulundukları anlaşıldığına göre davalılardan hesap istenmeli, tarafların anlaşıp anlaşamadıkları noktalar belirlenmeli, anlaşamamaları halinde ise şirketin bütün aktif ve pasifinin belirlenerek tasfiyenin yapılması gerekir. Davacı bu davada ortaklığın faaliyet göstereceği tesisleri birlikte yaptıklarını, binanın yapımı için kendisinin de masraf yaptığını iddia etmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki davacı şirket ortağı olduğu için ne miktar sermaye koyduğunu, binanın yapımına katkıda bulunduğunu ve bunun miktarını ve türünü yasal delillerle kanıtlamak mecburiyetindedir. Değinilen bu husus şirketin demirbaş vs. dahil her türlü aktifinin ve pasifinin tespiti ile bunların tasfiyesinde önem taşır. BK'nın 539. maddesi tasfiyede işlenmesi gereken yöntemi göstermiştir. Buna göre öncelikle şirketin borçlarının ödenmesi akabinde ortakların her birisinin ortaklık için yaptığı avanslarla ortaklık için koydukları masraflar ve sermayelerin ödenmesi gerekir. Şirketin amacına uygun olarak faaliyete geçmesi için yapılması gereken giderlere davacının katılımı var ise bu katılım payı ile koymuş olduğu sermayenin varlığı halinde bunların iadesine, tasfiye sırasında hak kazanır. Her ne kadar yerel mahkemece, davacının binanın inşaat maliyeti dışında demirbaşlar hakkında istekte bulunmadığından bahsedilmişse de bunların varlıklarının ve değerlerinin tasfiye sırasında göz önünde bulundurması zorunludur. Yaptırılan bilirkişi incelemesi sonunda şirketin zarar ettiğinden bahisle kar mahrumiyetine ilişkin talep reddedilmiş ve bu hususta davacı tarafından temyiz edilmeyerek kesinleştiğine göre şirketin zarar ettiği olgusu tartışmasız hale gelmiştir. Bu itibarla davacıya artık kar payı verilmesi söz konusu değildir. Hal böyle olunca tasfiye sırasında şirketin pasifi olan ve zararın aktifinden mahsup edilmesi gerektiği de gözden uzak tutulmamalıdır.
Yukarıda açıklanan hususlar değerlendirildiğinde binanın yapımına katkıda bulunduğunu iddia eden davacıdan bu katkıyı yaptığına dair var ise delileri sorulup alınmalı, davalıların var ise karşı delilleri toplanmalı davacının katkıda bulunduğunun ve miktarının ( oranının ) saptanması halinde yukarıda anlatılan şekilde tasfiyeden sonra artan bir değer var ise davacının katkısı oranında tahsiline, aksi halde yani davacının binanın yapımına katkıda bulunduğunun ispatlanmaması halinde binanın değerine ilişkin talebinin reddi ile buna göre yapılacak tasfiye sonucunda hissesine düşen miktarın tahsiline karar verilmesi gerekir. Mahkemece değinilen bu yönler göz ardı edilerek ve ortaklar arasındaki ortaklığın fesih ve tasfiyesi sonucunu doğurmayacak şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalıların diğer temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) numaralı bent uyarınca temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine 04.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy