(818 S. K. m. 530, 535)
Taraflar arasındaki adi ortaklığın feshi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü.
Davacı, davalı ile yapılan 23.7.1997 tarihli sözleşme ile ortak kuaför dükkanı işletmek üzere anlaştıklarını ancak bir süre sonra anlaşmazlığa düştüklerini ve ortaklığın 2001 yılı aralık ayında sona erdiğini, yapılan anlaşma ile davalının tek başına faaliyetine devam edecek olup, başlangıçtan bu yana ortak alınan malların yarı bedellerinin kendisine ödeneceğinin kararlaştırıldığını, kar payı ve sermaye bedeli için yaptığı takibe itirazın iptali davasının tasfiye davası açılması için reddedildiğini, ileri sürerek, adi ortaklığın feshi ile malların tasfiyesine, 1/2 payın aynen ya da bedelinin faiz ile ödetilmesini istemiştir.
Davalı, davacının sözleşme süresinden önce tek taraflı olarak sözleşmeyi feshederek fiilen ortaklığı sona erdirip, işyerine yakın başka bir kuaför salonunda çalışmaya başladığını, sözleşmeye aykırı davrandığını, bu nedenle davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının gerek sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğini, gerekse ortaklığa dahil malların mevcut olup olmadığını ispatlayamadığını, ayrıca aynı sebeple açılan davanın da sübuta ermediğinden reddedildiğini, bu kararın da kesin hüküm olarak değerlendirilmesi gerektiği, açıklanarak davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki 3.7.1997 tarihli sözleşme ile 5 yıl süreli, kuaför işi ile ilgili olarak adi ortaklığın kurulduğu anlaşmazlık konusu değildir. Davacı adi ortaklığın 2001 yılı aralık ayında son bulduğunu ileri sürmüş, davalı ise, davacının 15.11.2001 tarihinde başka bir kuaför dükkanında çalışmaya başladığını, sözleşme süresinden önce ortaklığa son verilemeyeceğini, davanın haksız açıldığını ileri sürmüştür. Taraflar arasında kurulan adi ortaklığın yönetici ortağının davalı olduğu tarafların iddia ve savunmalarından anlaşılmaktadır. Yönetici konumundaki davalı, B.K. nun 535 maddesi gereğince yılda en az bir defa hesap vermekle yükümlüdür. Yasanın bu amir hükmü gereğince, davalı bu yükürn1ülüğünü yerine getirmediği sürece, davacı adi ortaklığın feshini ve mali varlığın tasfiyesini istemekte haklıdır. Davalı, yasanın buyurucu hükmüne rağmen hesap verdiğini ispatlamış değildir. Bunu ispat edemediği sürece ortada kesin hükmün varlığından da söz edilemez. Davacının ileri sürdüğü iddiasının kendisini bağladığı gözetilerek 2001 yılı aralık ayındaki mevcut ortaklığın aktif ve pasif mal varlığı belirlenmeli ortaklığı yöneten ve idareci ortak olan davalıdan ortaklık hesabını gösterir hesap istenilmeli verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, bu şekilde belirlenen mal varlığının ne şekilde tasfiye edileceği taraflardan sorulmalı, tasfiyede anlaştıkları takdirde ona göre karar verilmelidir. Taraflar tasfiye konusunda anlaşamadıkları takdirde, mahkeme tayin edeceği tasfiye memuru marifetiyle tespit edilen ortaklık mallarının mevcut olanların satılmasına şayet bu mallar mevcut değilse değerleri bilirkişi marifetiyle belirlenip, elde edilen gelirden veya malların belirlenen değerlerinden öncelikle ortaklığın borçları ödendikten sonra kalan kısmın taraflar arasında paylaştırılmasına karar verilmelidir. Mahkemece eksik inceleme ve yanlış değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bozulması gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 08.11.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy