(818 S. K. m. 84, 101)
Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat N. E. A. gelmiş, davacı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı bankadan aldığı iki kredi kartı kullanımından doğan borçlarını ödeyemediğinden hakkında Ankara 2. İcra Müdürlüğü'nün 2002/17100 sayılı dosyası ile yapılan takibin devam ettiğini, 4822 sayılı yasadan faydalanmak için davalı bankaya başvurduğunu, ancak fazla borç çıkarıldığını bildirip, gerçek borcun tespitini istemiştir.
Mahkemece davacının 3.274.007.161 lira borçlu olduğunun tespitine karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinin uygulanmasında, tüketici kredi kartı borçlusunun temerrüdünün hangi tarihte gerçekleştiğinin belirlenmesi gerekir. Kural olarak Borçlar Kanunu'nun 101. maddesine göre, kesin vadeli sözleşmelerde temerrüt tarihi sözleşmede belirtilen günün hitamı ile gerçekleşir. Banka tarafından gönderilen son hesap özetinde ödeme günü belirtilmekte ise de, bu ödeme gününde borcun tamamı değil belli bir kısmının ödenmesi gerektiği bildirildiğinden, borcun tamamının ödenmesi gerektiği bildirilmediğinden, kredi kartı borçları, Borçlar Kanunun 101/2. maddesinde öngörülen, miktarı önceden belli olan kesin vadeli borç niteliğinde değildir. Bu nedenle kredi kartı borçlarında temerrüt tarihi bakımından, anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Kredi kartının bu özelliği nedeniyle, borçlunun temerrüdü, banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra, borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmiş ise, bu sürenin bitiminden itibaren oluşur. Banka tarafından kredi borçlusuna ihtarname gönderilmemiş ise, kredi borçlusunun gönderilen son hesap ekstresinde belirtilen tarihte istenen asgari miktarı ödememesi nedeniyle, bu tarih itibariyle ödenmeyen kredi kartı borcu icra takibi aşamasına geldiğinden, bankaca hesabın kat edildiği tarih, şayet hesap kat edilmemiş ise, gönderilen son hesap ekstresindeki belirtilen ödeme tarihinin temerrüt tarihi olarak kabulü gerekir. Bu şekilde belirlenecek temerrüt tarihindeki, asıl alacak Ú akdi faizden oluşan ana alacağa, temerrüt tarihinden bankaya başvuru tarihine kadar yıllık %50 faiz uygulanacaktır. Bu biçimde oluşan toplam alacağa 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi, icra takibi varsa tahsil harcı, icra masrafları, faizin vergisi ve avukatlık ücretini ortadan kaldırmadığından, asıl alacak ve akdi faizden oluşan ana para alacağına yıllık %50 gecikme faizi uygulandıktan sonra, Banka Sigorta Muamele Vergisi uygulanmak, varsa icra takibinde istenen miktarı geçmemek üzere tahsil harcı, icra masrafları, avukatlık ücreti ve faizin Banka Sigorta Muamele Vergisini borca ilave etmek, bankaya başvuru tarihine kadar borçlu tarafından yapılan ödemelerinde, Borçlar Kanunu'nun 84. maddesi nazara alınarak ödeme tarihi itibariyle borçtan (temerrüt tarihindeki ana paradan) mahsup edilmeli ve kalan toplam alacak tutarı 12 eşit takside bölünmelidir.
Somut olayda davalı bankanın, 4822 sayılı yasa yürürlüğe girmeden önce davacıya, iki ayrı kart için gönderdiği hesap ekstrelerinde belirtilen 17.1.2001 ve 20.3.2001 son ödeme tarihlerinde ödenmesi istenen miktarları davacının ödemediği, kartlarla bu tarihlerden sonra harcama yapmadığı, bankanın 20.6.2001 tarihli ihtarla hesabı kat edip toplam borcun ödenmesini istediği, ihtarın 25.6.2001 tarihinde tebliğ edilip, verilen bir günlük sürenin dolması ile davacının 27.6.2001 tarihinde temerrüde düştüğü anlaşılmaktadır. Davacıya gönderilen hesap ekstrelerinde belirtilen ve ödeme yapmadığı son ödeme tarihleri ile, davalı bankanın hesabı kat ettiği tarihler arası çok uzun bir süre olmayıp, makul bir süredir. Bankanın 2-3 ay hesabın katı için beklemesinde de kötü niyetli olduğu düşünülemez. O nedenle davacının temerrüdünün 27.6.2001 tarihinde gerçekleştiğinin kabulü gerekir. Temerrüt tarihini 17.1.2001 ve 20.3.2001 tarihini esas alarak hesaplama yapan bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulması doğru değildir. Mahkemece yeniden yukarıdaki açıklamalar ışığında bilirkişi incelemesi yaptırılıp, denetime elverişli rapor alınarak sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, yetersiz rapora dayanılarak hüküm verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2- Davacı, davalı bankaya başvurusu üzerine çıkarılan hesapta bildirilen miktar kadar borçlu olmadığının tespiti istemiyle bu davayı açmıştır. Bankanın bildirdiği miktar ile mahkemece daha düşük olarak hükmedilen miktar arasındaki fark kısım davacı lehine hükmedilen, mahkemece hükmedilen kısım da davalı lehine hükmedilen miktardır. Öyle olunca taraflar arasında, tarafların haklı çıktıkları miktar üzerinden mahkeme masraflarının paylaştırılması ve davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde masrafların tamamının davalıya yükletilmesi ve davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: 1. ve 2. bentlerde açıklanan nedenlerle kararın temyiz eden davalı yararına bozulmasına, peşin harcın istek halinde iadesine, 375.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 01.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy