(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 126, 386)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı 13.4.1986 tarihinde İtalyan hastanesinde davalı doktorlar tarafından sezeryan ile doğum yaptığını davalı doktorların gerekli özeni göstermemeleri nedeniyle 20.4.1986 tarihinde rahminin alındığını, çocuk yapma imkanının kalmadığı gibi, çalışma gücünü % 42.2 oranında kaybettiğini, davalıların ceza mahkemesinin 3.12.1992 tarihli kararıyla mahkum olduklarını, 5.11.1993 tarihinde Beyoğlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/630 (1998/34) esas sayılı tazminat davası açtıklarını, bu dava içinde fazlaya ait hakları saklı tutulmak suretiyle 200.000.000 TL tazminat istediklerini, yargılama sonunda maddi zararının 8.467.782.320 TL olarak belirlenip kesinleştiğini, Beyoğlu 1. İcra Müdürlüğü'nün 2002/1209 esas sayılı takip dosyası içinde zarar olarak belirlenen bakiye 8.267.782.320 TL için yaptıkları takibe davalıların zamanaşımı itirazında bulunduklarını, zamanaşımı itirazının yerinde olmadığını, maluliyete ilişkin % 42.2 orana Adli Tıp Kurumunun 26.3.1999 tarihinde karar verdiğini, dolayısıyla zarara bu tarihte muttali olduğunu iddia ile itirazın iptali ve % 40 inkar tazminatı isteğinde bulunmuştur.
Davalılar davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece taraflar arasındaki ilişkinin hizmet sözleşmesinden kaynaklandığı, zamanaşımı süresinin kesin raporun öğrenildiği tarihten itibaren başlayacağı, Adli Tıp Kurumu'nun 26.3.1999 tarihli raporuna göre zararın o tarih itibariyle belirlendiği gerekçesiyle davalıların takibe vaki itirazların iptaline, % 40 inkar tazimatı ödetilmesine ve takip tarihinden itibaren faize hükmedilmiş; hüküm, davalılar ve faizin başlangıç tarihi yönünden de davacı tarafça temyiz edilmiştir.
1- Davacının 13.4.1986 tarihinde davalı doktorlar tarafından sezeryanla doğum yaptırıldığı, 20.4.1986 tarihinde de rahminin alındığı taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Davacı 5.11.1993 tarihli 1993/630 (1998/34) esas sayılı davasında çocuk yapma olanağının yanında % 60 oranında da çalışma gücünü kaybettiğinden bahisle tazminat istemiş, saklı tuttuğu fazlaya ilişkin bölümle ilgili 15.2.2002 tarihinde icra takibi yapmış, 15.3.2002 tarihinde bu davayı açmış, davalıların zamanaşımı itirazlarına karşılık olarak da maluliyet oranının bilahare belli olduğunu ileri sürmüştür.
Öncelikle belirtmek gelir ki, davacı ile davalıların arasındaki ilişki, taraflarca yargılama sırasında ileri sürüldüğü gibi haksız fiili veya hizmet sözleşmesi değil, vekalet sözleşmesi ile ilgilidir. Borçlar Kanunu 386/2 maddesi hükmü uyarınca diğer iş görme sözleşmeleri hakkındaki yasal düzenlemelere tabi olmayan işlerde vekalet hükümleri geçerlidir. Somut olayda da davacı ile davalı arasında vekil-müvekkil ilişkisi mevcut olup, davadaki talepler vekillerin (doktorların) vekalet görevini ifada özen borcuna aykırı davrandıkları iddiasına dayalı bulunmakla, uyuşmazlığa vekalet hükümleri uygulanmalı ve doğal olarak zamanaşımı süresi ile bunun hangi tarihten itibaren başlıyacağı sorunu da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Eğer özen eksikliği nedeniyle bir zarar doğmuş ise müvekkilin (hastanın) tazminat isteme hakkı doğacak, zamanaşımı süresinin başlıyacağı tarih de söz konusu zararın varlığının öğrenildiği tarih olacaktır.
Hatalı işlem veya eylem sonucunda doğan zarar, üzerinden geçen zaman içerisinde ilk doğduğu şekliyle, sonradan değişmeksizin varlığını sürdürüyorsa, zarar görenin salt bu zararın varlığını öğrenmiş olması, zamanaşımı süresinin de başlaması için yeterli olacaktır. Yargıtay'ın istikrar kazanmış kararlarında zamanaşımı başlangıcı yönünden zarar görenin salt zararın varlığını öğrenmesi yeterli kabul edilmekte, ayrıca zararın miktar ve kapsamını da öğrenmesi aranmamaktadır. Zarar görenin zarar kapsamını tam öğrenmesinin bilirkişi raporunun geç alınması gibi bir sebeple gecikmesi hali gelişen durum kavramı içinde değerlendirilemeyeceği gibi somut olayda davacı açtığı ilk davanın 5.11.1993 tarihli dilekçesinde sezeryan sonucu oluşan enfeksiyondan sonra rahminin alındığını (20.4.1986'da) çocuk yapma imkanının kalmadığını ve % 60 oranda çalışma gücünü kaybettiğini ifade etmiştir. Sonradan açılan davada tazminat sebebi olarak da bu hususlar gösterilmektedir.
Bu durumda davacının zararı ve kapsamını, tüm unsurlarıyla birlikte ilk davayı açmadan önce öğrendiğinin kabulü ve ek davanın açıldığı tarih olan 15.3.2002 tarihi itibariyle B.K. 126/4 maddesinde öngörülen 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunun gözönüne alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2- Bozma sebebine göre davacının temyiz itirazının incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Birinci bentte yazılı sebeplerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 2. bentte belirtilen sebeple davacının temyiz itirazının incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 20.02.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy