(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 86) (YİBK. 27.06.2003 T. 2001/1 E. 2003/1 K)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü.
Karar: Davacı, davalının satın aldığı mazot bedelini ödemediğini, 13.6.2002 tarihli faturaya itiraz etmediği halde mazot bedellerinin tahsili için başlatılan icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, icra takibine vaki itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacıdan 2000 yılında mazot aldığını, ancak bedeli olan 300.000.000 TL 'yi davacı hesabına 31.1.2001 tarihinde yatırdığını, vade farkı uygulamasının doğru olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davalının 300.000.000 TL ödemesinin hangi hukuki sebebe dayanılarak yapıldığının makbuzdan anlaşılamadığı ve takibe dayanak yapılan faturaya süresi içinde itiraz edilmediğinden bahisle, davalının itirazının iptaline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-) Borçlar Kanununun 86.maddesi Kanunen muteber bir beyan vaki olmadığı yahut makbuzda bir güne mahsup gösterilmediği takdirde, tediye muaccel olan borca mahsup edilir. Müteaddit borçlar muaccel ise tediye, borçlu aleyhinde birinci olarak takip edilen borca mahsup edilir. Takibat vaki olmamış ise tediye, vadesi iptida hulul etmiş olan borca mahsup edilir. Hükmünü amirdir. Davalı 30.10.2001 tarihli banka havale makbuzu ile davacı hesabına göndermiş olduğu 300.000.000 TL ödemenin takip konusu borca karşılık olduğunu savunmuş, davacı ise bu ödemenin daha evvelki borçlara karşılık yapıldığını savunmuş ise de bu savunmasını ispat edememiştir. Yukarıda açıklanan yasa hükmü gereğince ispat yükü davacıda olup davacı da bu savunmasını ispat edemediğine göre davalının yaptığı 300.000.000 TL'lik ödemenin takip konusu borca mahsuben yapıldığının kabulü gerekirken ispat yükünün yanlış tarafa yüklenerek anılan ödemenin davalı borcundan düşülmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
2-) Davacı 2000 yılı içinde muhtelif tarihlerde veresiye fişi ile davalıya sattığı mazot bedeline %15 vade farkı uygulamak suretiyle hesapladığı 1.380.731.010 TL asıl alacak ile işlemiş faizinden oluşan toplam 2.229.000.000 TL alacağın tahsili için icra takibi başlatmış, davalı ise vade farkı talebinin yasal olmadığını savunmuştur.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 esas 2003/1 karar sayılı kararı gereğince, somut olayda vade farkı istenmesi mümkün değildir. Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda davacının davalıya teslim ettiği motorin ve benzinin litre ve birim fiyatlarına göre 336.056.460 TL olduğu, davacı tarafça uygulanan 1.044.674.550TL.lik vade farkı sebebiyle 1.380.731.010 TL olduğu bildirilmiştir. Davacı vade farkı talebinde bulunamayacağına göre mahkemece, dava konusu motorin ve benzinin satış tarihi itibariyle birim fiyatları üzerinden hesap yapılarak bulunacak borç miktarından, davalının yaptığı 300.000.000 TL ödeme de düşülmek suretiyle kalan kısım için davanın kabulüne karar vermek gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Sonuç: 1 ve 2 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 30.11.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy