(4822 S. K. m. 7, 15)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü.
Karar
Davacı, kredi kartından doğan borcunu ödemeyen davalı hakkında icra takibi yaptıklarını, davalının haksız yere itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile %40 oranında inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, duruşmaya katılmadığı gibi cevapta vermemiştir.
Mahkemece, taraflar arasında düzenlenen kredi sözleşmesinde 4077 sayılı yasanın 6 ve 10. maddeleri hükümlerine aykırı olduğunu, davacının tüketici açısından sözleşmedeki geçersiz olan hükümlere dayanarak gecikme zammına faiz isteyemeyeceği, ancak itiraz edilmeyen asıl alacağa reeskont faizi isteyebileceği gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile 2.836.618.336 TL üzerinden itirazın iptaline, takip tarihinden itibaren asıl alacağa reeskont faizi yürütülmesine, inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen 16.2.1998 tarihli kredi sözleşmesi uyarınca davalının kullandığı kredi kartından doğan borçların ödenmediği taraflar arsında ihtilafsızdır. Davacı, kredi kartından doğan borcunu ödemeyen davalı hakkında icra takibi yaptıklarını, davalının haksız yere itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile %40 oranında inkar tazminatının tahsili istemi ile eldeki davayı açmıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki, her davanın açıldığı tarihindeki hukuki durum ve koşullara göre sonuçlandırılması gerektiği genel ilke ise de, itirazın iptali davaları bu ilkenin istisnalarındandır. İtirazın iptali davaları ispat kuralları bakımından genel ilkelere göre görülüp incelenen dava türlerinden ise de, itirazın haklılığı takip tarihindeki hukuki duruma göre incelenip sonuçlandırılır. 4077 sayılı yasanın 6 ve 10. maddelerindeki değişiklik 6.3.2003 tarih ve 4822 sayılı kanun ile getirilmiş olduğundan, maddi hukuk ile ilgili yasada yapılan değişikliklerin önceden kurulmuş ve icra edilmiş sözleşmelere de şamil edilmesi mümkün değildir. Kaldı ki, sonradan tüketici lehine yapılan bir takım düzenlemeler nedeniyle, önceden kurulmuş ve bir tarafın kendi edimlerini tamamen yerine getirdiği bir sözleşmenin tüm hükümlerini geçersiz kılmasına olanak yoktur. Böyle olunca, taraflar arasındaki sözleşme, 4077 sayılı yasada yapılan 6.3.2003 tarihli değişiklikten önce olduğundan, uyuşmazlığın şekli bakımından yapıldığı tarih itibariyle hukuki düzenlemeye aykırı olmayan sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi zorunludur. Mahkemece bu ilkeler çerçevesinde inceleme yapmak gerekirken, sözleşme geçersiz kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 15.11.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy