(818 S. K. m. 96, 161)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü:
Karar: Davacı kardeşi olan davalı ile aralarında düzenledikleri 26.10.1998 tarihli sözleşmeye davalının aykırı davrandığını bildirip, sözleşmede kararlaştırılan 200.000 Dolar cezai şartın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, sözleşmeye kendisinin değil davacının aykırı davrandığını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, sözleşme ile davacının üstlendiği edimlerini yerine getirdiği, davalının sözleşmeyi ihlal ettiği kabul edilmek suretiyle davanın kabulüne, 200.000 dolar cezai şartın dava tarihinden itibaren faiziyle tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Taraflar arasında 26.10.1998 tarihinde Ş. İ. Noterliğinde düzenlenen sözleşmeye davalının aykırı davrandığının kabulü ile mahkemece sözleşmede kararlaştırılan 200.000.000.000 Lira cezai şartın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Taraflar sözleşme ile cezanın miktarını tayin etmekte serbest iseler de, BK. 161/son maddesi hükmüne göre, taraflar ileri sürmese bile hakim fahiş gördüğü cezaları resen tenkis etmekle yükümlüdür. Burada kararlaştırılan ceza koşulunun aşırı olup olmadığını belirlemede başvurulması gereken ölçüt (kıstas) önem taşır. Gerçekte de, aşırılığı saptamak için hakimin göz önünde bulundurmak zorunda olduğu yönler vardır. Şöyle ki; ceza koşulunun sözleşenler arasındaki ilişkiye uygun düşmeyecek ölçüde yüksek tutulması ve açıkça hakseverliğe aykırı bulunması durumunda aşırılığın varlığı kabul edilmelidir. Böyle bir sonucun benimsenebilmesi için, alacaklının asıl edimi yerine getirmesindeki çıkarı ile ceza koşulu olarak saptanan miktar arasındaki oranın ve borçlunun borca aykırı davranmasındaki kusur derecesinin ve de borçlunun ekonomik durumunun göz önünde tutulması gerekir. Öte yandan alacaklının çıkarların hesabında, borçlunun ifa etmeme yüzünden sağlayacağı kazançlar da göz ardı edilmemelidir. Alacaklının, borcun yerine getirmemesinin yol açtığı zararları kapsamı üzerinde de durulmalıdır. Aşırılığın belirlenmesinde, ceza koşulunun borcun yerine getirilmesi için borçlu üzerinde ruhsal bir baskı yaptığı da gözetilmeli, böyle bir baskının ortadan kalkmasına yol açacak biçimde indirimden kaçınılmalıdır. Başka bir deyişle ceza koşulunun fahiş olup olmadığı, tarafların iktisadi durumu, özel olarak borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber, borçlunun borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, borçlunun kusur derecesi ve borca aykırı davranış ağırlığı ölçü alınarak tayin edilmeli ve hüküm altına alınan ceza miktarı, hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun olarak tespit edilmelidir.
Mahkemece açıklanan bu yönler gözetilmeden, BK. 161/son maddesi gereğince kararlaştırılan cezai şartın fahiş olup olmadığı tartışılmadan, protokolde belirlenen cezai şart talebinin tamamen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, 2.bent gereğince temyiz edilen hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 11.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy