(818 S. K. m. 520, 538, 539) (1086 S. K. m. 293)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat S. E. gelmiş, davalı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı, babalarından kalan Bilir Un Fabrikası'nı davalı kardeşi ile birlikte uzun yıllar ortak olarak çalıştırarak, karı paylaştıklarını, ancak yönetici ortak olan davalının beş yıldır hesap vermediğini, kar payını da ödemediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine, şimdilik 50.000.000.000 TL kar payının hesap dönem sonlan itibariyle hesaplanacak faizleriyle birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacı ile ortaklığının bulunmadığını, fabrikayı kendisinin kurarak çalıştırdığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, faturalar ve diğer resmi belgelerde davacının isminin olmadığı, davacının adi ortaklığı kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, babalarının sağlığında kurulan Bilir Un Fabrikası'nda davalı ile adi ortaklık şeklinde çalıştıklarını, karı paylaştıklarını, ne var ki son beş yıldır davalının hesap vermediği gibi kar payını da ödemediğini belirterek, adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi ile kar payının ödetilmesini istemiş, davalı ise davacı ile ortaklık ilişkisi bulunduğunu kabul etmemiş, davalının kardeşi olması nedeniyle kendisine ait fabrikada çalıştığını belirtmiştir. Taraflar kardeş olup, HUMK. 293/1 maddesi gereğince olayda tanık dinlenilebilir. Nitekim mahkemece de her iki tarafın gösterdiği tanıklar dinlenmiştir. Gerek davacı gerekse davalı tanıklarının samimi, inandırıcı, birbirini tamamlayıcı ve doğrulayıcı ifadelerinden, Bilir Un Fabrikası'nın tarafların babaları tarafından kurulduğu, o sırada bir eczanede çalışmakta olan davalının buradan ayrılarak ve polis olan davacının da emekli olarak birlikte çalışmaya başladıkları, uzun yıllar fabrikadan elde edilen geliri paylaştıkları anlaşılmakta olup, gerek tanık beyanlarından gerekse davalının tevilli ikrarlarından taraflar arasında Borçlar Kanununun 520 ve devamı maddelerinde düzenlenen bir adi ortaklık ilişkisinin kurulduğunun kabulü gerekir. Mahkemenin davanın reddedilmesinde gerekçe olarak gösterdiği, fabrikaya ait tüm resmi kayıt ve belgelerin davalı adına düzenlenmiş olması, taraflar arasında adi ortaklık ilişkisinin bulunmadığını göstermez. Ortaklık, davacının dış ilişkide ortak olarak görünmediği bir iç ortaklık tarzında oluşmuştur. Bu nedenle davacının gizli ortak olarak yer aldığı, davalının ise dış ilişkide aktif ortak olarak faaliyet gösterdiği iç ortaklık niteliğindeki adi ortaklık ilişkisi sebebiyle davacının, davalıdan ortaklığa yönelik talepte bulunabileceği kabul edilmelidir. O halde davacı, ortaklığın fesih ve tasfiyesine karar verilmesini istediğine göre, mahkemece ortaklığın fesih ve tasfiyesine karar verilmesi, tasfiyenin de bizzat yaptırılması gereklidir. Ortaklığın feshi ile ortaklığın tasfiyesi ayrı ayrı hukuki işlemlerdir. BK'nun 538. maddesinde belirtildiği gibi tasfiye bütün hesapların görülüp ortaklığın aktif ve pasif bütün mal varlığının belirlenip ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan dolayı olan ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Ortaklık sözleşmesinde hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin bu sözleşmedeki hükümlere göre yapılması asıldır. Böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise tasfiyenin bu defa BK'nun 539. maddesindeki sıra takip edilerek yapılması gereklidir. Açıklanan bu hukuki olgular karşısında öncelikle ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle aktif ve pasif mal varlığı belirlenmeli, ortaklığı yöneten ve idareci ortak olan davalıdan ortaklık hesabını gösterir hesap istenilmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, bu şekilde belirlenen mal varlığının ne şekilde tasfiye edileceği taraflardan sorulmalı, tasfiyede anlaştıkları takdirde ona göre karar verilmelidir. Taraflar tasfiye konusunda anlaşamadıkları takdirde, mahkeme tayin edeceği tasfiye memuru marifetiyle tespit edilen ortaklık mallarının mevcut olanların satılmasına şayet bu mallar mevcut değilse değerleri bilirkişi marifetiyle belirlenip, elde edilen gelirden veya malların belirlenen değerlerinden öncelikle ortaklığın borçları ödendikten sonra kalan kısmın taraflar arasında paylaştırmasına karar verilmelidir. Mahkemece tanık beyanlarının değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek, adi ortaklığın kanıtlanamadığının kabulü ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz edilen hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 400 YTL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 05.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy