(743 S. K. m. 618) (4721 S. K. m. 683) (2004 S. K. m. 24) (1086 S. K. m. 74, 76) (2709 S. K. m. 35) (HGK 31.05.2000 T. 2000/2-911 E. 2000/941 K.)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın zamanaşımı nedeniyle reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, 3.8.1992 tarihli çeyiz senedinde yazılı eşyalarını davalı kayınpederi ile dava dışı eşi Rasime teslim ettiğini, Rasim'in 1995 tarihinde askerde şehit olmasını müteakip evden ayrılmak zorunda bırakıldığını, davalının eşyalarını iade etmediğini ileri sürerek aynen iadesine olmadıkları taktirde dava tarihindeki bedeli 6.390.000.000 TL.sının yasal faizi ile birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının 1995 tarihinde evden ayrıldığını, dava tarihine kadar zamanaşımının dolduğunu, eşyaların davacı tarafından alınmayıp evde bırakıldığını savunmuş, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, zamanaşımının dolduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümünde Mülkiyet Hakkının konumu, doğrudan etkili olması nedeniyle ilkin bu hakkın ve bu hakka dayanan davaların hukuki statüsünü belirlemekte yarar görülmüştür.
Mülkiyet hakkı ayni hakların en önemli tipi olup, en geniş yetkileri kapsayanıdır ve devamlı haktır. Anayasanın Temel Haklar ve Ödevler başlığını taşıyan ikinci kısmın, Kişinin Hakları ve Ödevleri başlığı altında, ikinci bölümde yer alan 35. maddenin 1. fıkrasında herkesin mülkiyet ve miras hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra, ikinci fıkrada bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceğine yer verilmiştir.
Malik, mülkiyete konu şeyde dilediği gibi tasarrufta bulunabilir, şeyi haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabilir ve her türlü haksız müdahalelerden korunmasını isteyebilir. M.K. 618 md. (Yeni M.K. 683. md).
Görüldüğü üzere bu hüküm, tasarruf özgürlüğünün 3. kişilerce ihlal edilmesi halinde uygulanacak yaptırımın bir ifadesidir.
M.K. nun 683/2. maddesi mülkiyet hakkının yaptırımı (müeyyidesi) olarak iki dava türünü öngörmüştür.
İstihkak davası, malın vasıtasız zilyetliğine sahip olmayan malikin, doğrudan doğruya mülkiyet hakkına dayanarak, şey üzerindeki zilyetliğin haklı bir nedene dayanmayan kimseye açtığı hak edişi belirleyen bir eda davasıdır. Davanın sonunda, menkul mallarda teslime, taşınmaz mallarda ise tahliyeye bağlanan edaya karar verilir.
İstihkak davası bir ayni hakka (mülkiyete) dayandığı için tipik bir ayni davadır. O nedenle zamanaşımına uğramayacağından asla duraksanamaz. Bir davada dayanılan maddi olguların hukuki nitelendirilmesini yapmak, uygulanacak yasa maddelerini bulmak ve uygulamak hakimin doğrudan görevidir (HUMK.76). Davada asıl talep dava konusu eşyaların aynen iadesidir. Daha sonra belirtilen aynen olmadıkları taktirde dava tarihindeki bedellerinin tahsili sözcüğü asıl talep olan, aynen iadenin bir uzantısı ve ikamesi konumundadır. Öyle ki bu sözcüğün kullanılması aynen iade isteminin başka bir söyleyişle ayın talebinin hukuki niteliğini etkileyip onu ortadan kaldırıcı, bölücü bir sonuç yaratıp ayrı bir istem şekline dönüştüremez.
İ.İ.K.nun 24. maddesinde hükmolunan menkul malın değeri ilamda yazılı ise bu değer ayrıca icra emri tebliğine lüzum olmaksızın haciz yoluyla borçludan tahsil edilir. Hükmolunan menkul malın değeri ilamda yazılı değilse, o zaman malın değeri icra müdürü tarafından tesbit ve takdir edilir. Görülüyor ki, mülkiyet hakkına sahip davacı (alacaklı) isteminde; hakkının bir an önce sağlanması amacını düşünerek, salt malın değerinin ilamda belirlenmesini istediği, böylece ilamda malın değerinin yazılmaması durumunda anılan hüküm gereği icra müdürünün malın değerini tesbit istemine başvurmamasını önleyerek, alacağın kolaylıkla tahsil edilmesini, diğer bir anlatımla İ.İ.K. 24. maddesi anlamında bir uygulama amaçladığının kabulü gerekir. Esasen bu tür davalarda, asıl olan borçlu (davalı) için, malı teslim suretiyle borcundan kurtulmasıdır. Gerçekten de, İ.İ.K.nun 24. maddesi hükmünce asıl olan davacının aynen tahsil isteme olanağının varlığı gözden kaçırılmadığında, aynen iadeye yönelik amaç ve istem dışına çıkılarak mülkiyet hakkını örseleyici hukuki sonuçlara yönelinmesi kabul edilemez (HUMK.nun 74. md).
Şimdiye değin açıklamaların ışığında kısaca denilebilir ki davada asıl talep aynen iadedir. O nedenle dava hukuksal nitelikçe mülkiyet hakkına dayalı adi istihkak davası olup, hacizden doğan istihkak davaları için yedi günlük hak düşürücü süre, miras sebebi ile istihkak davaları için bir ve on yıllık zamanaşımı süreleri söz konusu ile de, adi istihkak davasında zamanaşımı söz konusu değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2000/2-911-941 sayılı 31.5.2000 tarihli kararı da aynı doğrultuda verilmiştir. Şu durum karşısında davalının zamanaşımı itirazının reddi ile işin esası hakkında gösterilen deliller toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davanın zamanaşımı sebebi ile reddi usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın gösterilen sebeple BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 25.11.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy