(818 S. K. m. 41, 43)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalılar avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat Özcan Atalay ile davacı vekili avukat Halil Salmanlı'nın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacılar, davacılardan Müjde Öz Çakmak'ın 1999 yılının Eylül ayında hamile kaldığını, Kasım ayından itibaren de kadın doğum hastalıkları uzmanı olan davalılar dan M. Tamer Mungan'ın aynı zamanda sahibi bulunduğu diğer davalı Elit Medikal Ltd. Şti.ne başvurduğunu, adı geçen davalı doktorun hamileliğin üçüncü ayında dışarda üçlü tarama testi yaptırdığını bundan sonra çocuğun omuriliğinde açıklık bulunabileceği ihtimaline binaen USG çektirdiğini ve mevcut durumun gebeliğe son verilmesini gerektirmediğini söylediğini hamileliğin 8. ayına kadar bir olumsuzluğun bulunmadığını söylediğini, 8. aydan sonra çekilen iki ayrı USG sonrası bebeğin belinde ve kafasında problem olduğunun anlaşıldığını, sezeryanla yapılan doğum sonrası küçük Başak'ın sırtında kese olduğunun ve bu kesenin beyin ve omurilik sıvısı ile belden aşağı gitmesi gereken sinirler içinde topladığını, bu rahatsızlığın omurilikteki açıklıktan kaynaklandığını ve üçlü tarama testi sırasında anlaşılabileceğini, davalıların hatalı teşhis nedeniyle zarardan sorumlu olduklarını küçük Başak'ın belden aşağısının tutmadığını, kafasının büyüdüğünü ve idrarını tutamadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla Küçük Başak için 10.000.000.000 TL. manevi, 10.000.000 TL. bakım gideri, 100.000.000 TL. sürekli iş görememezlik gideri, 10.000.000 TL. tedavi giderinin anne ve baba için de 3.000.00.00 TL. manevi tazminatın 30.9.1999 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemişler 7.7.2004 tarihli ıslah dilekçeleri ile de Küçük Başak için bakım gideri olarak 40.000.000.000, sürekli iş görememezlik zararı olarak da 40.000.000.000 TL. nın tahsilini istemişlerdir.
Davalılar, davalı doktorun mesleğinde kendisini yetiştirmiş ve kabul ettirmiş bir kişiliğe sahip olduğu, hastayı takip ettiği dönemde çocuğun yaşam hakkına saygı duymak suretiyle görevini layıkıyla yerine getirdiğini, tıp biliminin tüm kurallarını uygulandığını, olayda kusur ve ihmallerinin bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, 25.11.2004 tarihli Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun davalıların 2/8 oranında kusurlu kabul edildiklerine ilişkin raporu benimsenmek ve 4.1.2005 tarihli hesap bilirkişisi raporu esas alınmak suretiyle küçük Başak için 38.917.504.738 TL. işgöremezlik, 38.917.504.738 TL. yardımcı kişiye muhtaçlık tazminatı olmak üzere toplam 77.835.009.476 TL. maddi ve 4.000.000.000 TL. manevi, anne ve babanın her biri için ayrı ayrı 2.000.000.00 TL. tazminatın 22.5.2000 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalılarca temyiz edilmiştir.
1- Uyuşmazlık doktor hata ve kusuruna dayalı oluşan zararın tazmini isteğine ilişkindir. Her ne kadar mahkemece, kusur oranının tespiti yönünden Adli Tıp Kurumu 2 ve 3. ihtisas Daireleri, Yüksek Sağlık Şurası ile Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınmış ve Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan en son alınan 25.11.2004 tarihli rapora itibar edilmek suretiyle davalılar 2/8 oranında kusurlu bulunmuş ise de; hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu genel Kurul Raporunda Gebeliğin 17 haftasında 18.1.2000 tarihinde yaptırılan triple test sonucunda tespit edilen AFP düzeyinin ortalama değerin yaklaşık üç katında olduğu 15.1.200 tarihli gebe takip formunda 1/54 spina bifida, 1/673 do+n görüldüğü ve dışarıda USG önerildiği, 1.2.2000 tarihinde yaptırılan USG de sonucun normal gözüktüğü gebeliğin 20 haftasına kadar ultrosanografik tanıda ortalama %20 oranında yanılma payı olabileceği gerekçe gösterilerek fetal dönemde konulabilecek tanının gebeliğin 33 haftasında konulması nedeniyle davalı doktorun 2/8 oranında kusurlu bulunduğu yönünde görüş bildirilmiş olup, davalı doktorun
Triple testini yaptırıp AFP değerlerini yüksek gördüğü tarih itibariyle modern tıp biliminin gerektirdiği başkaca tetkik ve tedavi yöntemlerinin bulunup bulunmadığı davalının bu tetkik ve tedavileri yaptırılıp yaptırmadığı, AFP değerlerinin yüksek çıkmasının tek başına Spina Bitida teşhisi için yeterli olup olmadığı yönünde açıklamada bulunulmamıştır. Diğer taraftan aynı raporda davalı doktorun 15.1.2000 tarihli gebe takip formunda hastaya USG önermiş olmasına rağmen USG.nın 1.2.2000 gününde yaptırıldığı ve sonucun normal gözüktüğü, gebeliğin 20. haftasına kadar ultrasonografik tanıda %20 oranında yanılma payı bulunabileceği belirtilmiş olmasına rağmen USG.nin önerilen tarihte yapılması durumunda daha farklı bir sonuç alınıp alınmayacağı USG.nin çektirildiği 1.2.2000 tarihi itibariyle geç kalınıp kalınmadığı da tartışılmamıştır. Doktor ile hasta arasındaki ilişki vekalet sözleşmesine dayalı bir ilişki olup, vekilin müvekkiline karşı görevini ifa ederken bu görevi dikkat, özen ve sadakatle yerine getirme zorunluluğu vardır. O nedenle vekilin sorumluluğu işçinin sorumluluğu ile eşdeğerde tutulmuş ve vekilinin ufak kusurundan dahi sorumlu olacağı kabul edilmiştir. Hal böyle olunca yukarıda açıklanan eksiklikler konusunda ve yine yukarıda vekilin sorumluluğuna ilişkin ilke ve esaslar da gözönünde bulundurulmak süretiyle mahkemece, Üniversite kürsüsünden ikisi kadın doğum hastalıkları uzmanı, biri de Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanı olan üç kişide mütevellit bilirkişi kurulundan davalı doktorun kusuruna ilişkin olarak taraf, mahkeme ve Yargıtay denetime elverişli açıklamalı rapor alınmalı, sonucuna göre karar verilmelidir. Bu hususlar gözetilmeden yetersiz ve dosya içerisindeki Yüksek Sağlık Şurası raporuyla da çelişen Adli Tıp Genel Kurulu raporu esas alınmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
2- Bozma nedenine göre davalının diğer temyiz taleplerinin incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda birinci bentte belirtilen nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 400 YTL. duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 29.11.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy