(2004 S. K. m. 67) (1086 S. K. m. 438)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü.
Karar: Davacı, oniki ay taksitle geri ödenmek üzere tüketici kredisi kullanan davalının, 3.11.2000 ve müteakip vadeli taksitleri ödememesi nedeniyle 3.12.2000 tarihinde temerrüde düştüğünü, alacağın tahsili için başlatılan icra takibine de itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline, %40 inkar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 600.735.776TL asıl alacak, 68.850.083 TL işlemiş faiz, 3.442.504 TL BSMV, 22.136.220 TL ihtar gideri olmak üzere toplam 695.164.583 TL üzerinden asıl alacağa takipten itibaren %60 oranında temerrüt faizi uygulanarak takibin devamına, inkar tazminatının reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinin 2.fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının açtığı davada haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötüniyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tesbit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Açıklanan yasal kuralların ışığında takip konusu alacak değerlendirildiğinde, davalı her ne kadar yargılama sırasında borç aslına itirazı bulunmadığını, sadece faize itiraz ettiğini belirtmişse de, icra takibinde gerek asıl alacağa gerekse işlemiş faize itiraz etmiş olup dava açılmasına sebebiyet vermiş olduğundan mahkemece asıl alacak üzerinden icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken, bu istemin reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. Ne var ki açıklanan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438/7.maddesi hükmü gereğidir.
Sonuç: 1. bent gereğince davacının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın Hüküm başlıklı kısmının 2. paragrafında bulunan (İnkar tazminatı takdirine yer olmadığına) sözlerinin karardan çıkartılarak yerine (Asıl alacak üzerinden hesaplanacak %40 inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine) sözlerinin yazılmasına kararın bu şekilde düzeltilerek ONANMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 02.05.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy