(4721 S. K. m. 2, 634) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26) (1512 S. K. m. 60) (4077 S. K. m. 1, 2, 3, 23)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü.
Karar: Davacı, davalının 1222 parselde inşa ettiği binanın 3 nolu mesken nitelikli bağımsız bölümünü, 6.11.1998 tarihli harici sözleşme ile 4.800.000.000 TL bedelle satın aldığını, satış bedelini davalıya ödediğini, davalının evi teslim etmediği gibi tapuyu da devretmediğini ileri sürerek ödediği bedel ile birlikte işlemiş faizi, oturduğu eve ödemek zorunda kaldığı kira parası ile işlemiş faizi, munzam zararı ve manevi tazminat talebi olmak üzere toplam 44.000.000.000 TL'nin tahsilini istemiştir.
Mahkemece, geçersiz sözleşme gereğince davacının ödemiş olduğu satış bedelinin dava tarihinde ulaşacağı değer olarak belirlenen 29.237.210.000 TL'nin faiziyle tahsiline, kira tazminatı ve manevi tazminat taleplerinin reddine verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Taraflar arasında düzenlenen 6.11.1998 tarihli harici sözleşme ile davalı tarafından inşa ettirilmekte olan binadaki 3 nolu mesken nitelikli bağımsız bölümünün 4.800.000.000 TL bedel karşılığında davacıya satıldığı anlaşılmakta ise de davalının binanın inşaatını üstlenen müteahhit olup olmadığı anlaşılamamaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, taraflar arasındaki sözleşme, tapulu taşınmazın satımına ilişkin olmakla ve resmi şekilde yapılmadığından geçersiz olmakla birlikte, eğer davalı başkasının arsası üzerine inşaat yapmayı üstlenen müteahhit ise bu kez aynı sözleşme, alacağın temliki hükmünde olarak geçerlidir ve yüklenici yönünden şahsi borç doğuran bir sözleşmedir. Mahkemece bu yön üzerinde durularak davalının müteahhit-yüklenici olup olmadığı araştırılmalı, müteahhit olduğunun anlaşılması halinde sözleşmenin alacağın temliki hükmünde ve geçerli olduğu kabul edilmelidir. Sözleşme geçerli olduğunda ise 4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun Amaç başlıklı 1. maddesinde yasanın amacı açıklandıktan sonra kapsam başlıklı 2. maddesinde "Bu kanun, birinci maddesinde belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsar" hükmüne yer verildiği, Yasanın 3. maddesinde malın; alışverişe konu olan taşınır eşyayı, konut ve tatil amaçlı taşınmaz malları ve elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri gayri maddi malları, hizmetin; bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan mal sağlama dışındaki her türlü faaliyeti ifade ettiği, Satıcının; kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek veya tüzel kişileri kapsadığı, Tüketicinin ise bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen kullanan veya yararlanan gerçek yada tüzel kişiyi ifade eder şeklinde tanımlandığı dikkate alınarak taraflar arasında mal ve hizmet satışına ilişkin bir hukuki işlemin bulunduğu, başka bir deyişle davalı (satıcı)'nın davacıya (alıcı) konut amaçlı taşınmaz (mesken) sattığı ve taraflar arasındaki ilişkinin 4077 sayılı yasa kapsamında kaldığı kabul edilerek 4077 sayılı yasanın 23. maddesi bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağını öngördüğünden ve Taraflar arasındaki uyuşmazlık Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında kaldığından davaya Tüketici Mahkemesi sıfatıyla bakılması ya da ayrı bir tüketici mahkemesi var ise görevsizlik kararı verilmesi gerekir.
Ancak, mahkemece yapılacak araştırma sonunda davalının müteahhit olmadığının anlaşılması halinde taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin tapuda kayıtlı taşınmazın mülkiyetinin nakline ilişkin olması ve yasada öngörülen resmi şekilde yapılmamış olması dikkate alınarak geçersiz bir sözleşme olduğu kabul edilmelidir. (MK.634, BK.213, Tapu K.26 ve Noterlik K.60 maddeleri). Geçersiz sözleşmeler, geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler.
Ne var ki hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, mahkemece yapılacak iş; davacının 6.11.1998 ile 20.8.2000 tarihleri arasında peyderpey ödediği toplam 4.800.000.000 TL.nin, çeşitli ekonomik etkenler nedeniyle (azalan alım gücünün) (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs.) ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli, bu yolla belirlenecek miktara istemle de bağlı kalınarak hükmedilmelidir. Yukarıda açıklanan hususlar göz ardı edilerek eksik inceleme ve araştırma sonucu yalnızca dolar ve tefeye göre paranın ulaşacağı değeri gösteren bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle yazalı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Sonuç: (1) nolu bentte gösterilen nedenle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte gösterilen nedenle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 24.05.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy