(3095 S. K. m. 8) (285 S. KHK. m. 3) (YHGK. 22.12.2004 T. 2004/13-707 E. 2004/734 K.)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı, askeri birliklerin ihtiyacı nedeniyle ve Olağanüstü Hal Bölgesinde kullanılmak üzere 200.000 adet nevresim takımı almak için ihale açtıklarını, ihaleyi davalının kazandığını, 285 sayılı KHK gereğince satın alınacak malzemenin KDV'den muaf olmasının belirtilmesine, ihale evraklarında ve ihale onay belgesinde bu hususa açıkça yer verilmesine rağmen davalı şirkete yanlışlıkla 130.500.000.000 TL KDV ödemesi yapıldığını, taleplerine rağmen iade edilmediğini ileri sürerek 130.500.000.000 TL.nın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacıdan aldığı KDV'ni hazineye bildirip, yasal indirimlerden de faydalanmak suretiyle gerekli ödemeleri vergi dairesine yaptığını, sebepsiz zenginleşmesinin söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, 285 sayılı KHK'nin 3. maddesinin KDV konusunda İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Olağanüstü Hal Valiliğine muafiyet getirdiği, davalının davacıdan aldığı KDV'ni de vergi dairesine ödediği gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Toplanan delillerden ve dosya kapsamından davacı idarenin Olağanüstü Hal Bölgesindeki askeri birliklerin ihtiyacı için 250.000 adet nevresim takımını ihale yoluyla davalıdan satın aldığı, ihale şartnamesi, ihale onay belgesi ve İhale Komisyon Kararında açıkça alımın 285 sayılı KHK kapsamında ve Katma Değer Vergisinden muaf olarak yapıldığının belirtilmiş olmasına rağmen davalının taahhüt ettiği nevresimleri teslim ettikten sonra davacı adına düzenlediği 17.7.1998, 15.9.1998 ve 24.12.1998 tarihli faturalarda mal bedeline ilaveten %15 oranında KDV'ni de ilave etmek suretiyle faturaları oluşturduğu, böylece üç fatura karşılığında kendisine davacı tarafından toplam 1.000.500.000.000 TL ödendiğini, bu miktarın içinde 130.500.000.000TL KDV.ninde bulunduğu açıkça anlaşılmaktadır.
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunun 8. maddesinin ikinci fıkrası vergiye tabi bir işlem söz konusu olmadığı veya Katma Değer Vergisi fatura veya benzeri vesikalarda göstermeye hakkı bulunmadığı halde, düzenlediği bu tür vesikalarda katma değer vergisini gösterenler bu vergiyi ödemekle yükümlüdürler. Bu şekilde ödenen vergilerin, indirim hakkına sahip olmayanlara iadesi konusunda Maliye ve Gümrük Bakanlığı yetkilidir hükmünü getirmiştir.
Az yukarıda da tafsilatlı olarak açıklandığı gibi somut olayda satış işlemi Katma Değer Vergisine tabi olmadığı ve dolayısıyla davalı şirketin düzenlediği faturalarında bu vergileri göstermemesi gerektiği halde bunları gösterip, KDV.leri eklediğine ve bedellerini de davacıdan tahsil ettiğine göre, anılan yasal hükmü karşısında davalı bu vergiyi vergi dairesine ödemekle yükümlüdür. Yasa gereği ödemekle yükümlü olduğu vergiyi gerçekten de ödemiş olması halinde, davalının herhangi bir sebepsiz zenginleşmesinin olmayacağı, dolayısıyla davacının da yaptığı ödemenin hataya dayandığını ileri sürerek, sebepsiz zenginleşme hukuki nedenine dayanarak talepte bulunamayacağı açıktır. Nitekim Hukuk Genel kurulunun 22.12.2004 tarih ve 2004/13-707 esas ve 2004/734 karar sayılı ilamı bu yöndedir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporu az yukarıda açıklanan ilke ve esaslar doğrultusunda hazırlanmadığı gibi davacıdan tahsil edilen KDV bedellerinin de vergi dairesine ödenip ödenmediği raporda açıkça tespit edilememiştir. Hal böyle olunca, davaya konu edilen KDV bedellerinin ilgili vergi dairesine ödenip, ödenmediği konusunda taraflardan delilleri sorulup, toplanmalı, vergi dairesine yazı yazılıp gerekli inceleme ve araştırma yapılmalı, bundan sonra konusunda uzman bilirkişi veya kurulundan taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmalı, talep edilen bu paraların tamamının vergi dairesine yatırıldığının tespiti halinde şimdiki gibi davanın reddine, tamamının veya belli bir kısmının vergi dairesine ödenmediğinin tespiti halinde ise ödenmeyen miktar kadar davalı sebepsiz olarak zenginleşmiş olacağından bu miktar yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekir. Mahkemenin bu husus gözardı ederek yetersiz bilirkişi raporu esas almak suretiyle yazılı şekilde hüküm kurmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2- Davacı bu davasında yanlışlıkla ödediği 130.500.000.000 TL.nin tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davanın reddine karar verilmesi halinde karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre reddedilen miktar üzerinden davalı yararına nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmiş olması kabul şekli bakımından doğru değildir. Bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, 2. bentte belirtilen nedenle de davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde davalıya iadesine, 17.05.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy