(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 63, 64, 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Cemalettin Aymuk vekili avukat C. Şinasi Barutçuoğlu ile Nadir Yılmazel vekili avukat Serbülent Baykan aralarındaki dava hakkında Sarıyer 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 29.9.2003 tarih ve 74-871 sayılı hükmün Dairenin 24.11.2004 tarih ve 9356-17065 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı avukatı tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.
Karar: Davacı, 3 nolu parsel nolu arsayı 1991 yılında harici sözleşme ile davalı Nadir Yılmazer'den 40.000.000.-TL'na satın aldığını, tapu malikinin aleyhine men-i müdahale ve kal davası açarak davanın kabulüne karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, arsa üzerine iyiniyetle 3 katlı bina yaptırdığını, davaya konu 3 nolu parseli tapu malikinden resmi senetle 21.000.000.000.-TL karşılığında satın almak zorunda kaldığını bildirerek, 21.000.000.000.-TL'nın 31.11.2002 tarihinden itibaren faizi ile tahsilini istemiştir.
Davalı, davacının harici sözleşmede kararlaştırılan 40.000.000.-TL bedeli talep edebileceğini, zamanaşımını gerçekleştiğini ileri sürerek davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiş, dairemizce bozulmuş, bu defa davacı karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Davacı ile davalı Nadir Yılmaz arasında tapuda kayıtlı taşınmazın satışına ilişkin 30.11.1991 tarihli harici sözleşmenin yapıldığı bu sözleşmeye binaen davacının 40.000.000.-TL ödediği buna karşılık taşınmazın zilyetliğinin davacıya devredildiği dosya içeriğinden anlaşıldığı gibi bu husus taraflarında kabulündedir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık taşınmaz satışından kaynaklanmaktadır. Yasanın aradığı şekil şartlarına uyularak resmi merciler önünde yapılmış bir satış sözleşmesi olmadığından, yapılan harici sözleşme M.K.706, B.K.213, Tapu Kanunu'nun 26. maddesi hükmüne göre geçersiz olup, bu nedenle taraflar ancak verdiklerini isteyebilirler. Bu durumda taraflar arasındaki uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına uygun çözümlenmesi ve tasfiye edilmesi gerekir.
Hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esaslarını açıklanmasında yarar görülmüştür.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
İlke böyle olmakla beraber iade edilecek zenginleşme miktarının hesaplanmasında öğretide birlik olduğu söylenemez. İade edilecek zenginleşme miktarı konusunda öğretideki bu ayrık düşünceleri kısaca fakirleşme kadar olmalıdır veya fiili değer artışı yani gerçek zenginleşme miktarı ne ise o olmalıdır. Veyahut ihlal edilen hakkın sahibine bahsettiği yararlanma yetkisi ile bağdaşmayan her türlü zenginleşme miktarı kadar olmalıdır şeklinde özetlemek mümkündür. Olayı çözümlerken öğretideki bu görüşlerden şüphesiz yararlanılmalıdır.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllardan beri yüksek oranda seyretmekte ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmektedir. Belli bir miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade anındaki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Bugüne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sıkıntılara tutarsızlıklara adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip, saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarınca değiştirilinceye, bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdır. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekse öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır. Bu düşüncelerin isimleri farklı ise de varılmak istenen sonuç aynıdır. Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, MK.nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun içen de uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
BK.nun 63. ve 64. maddeleri iade borcunun kapsamını fakirleşmenin değil, zenginleşmenin iyi veya kötü niyete dayalı olmasına göre bir ayrım yapmıştır. Haksız zenginleşen, zenginleşmeyi kötü niyetle elden çıkarmış ise elden çıkardığı bu zenginleşmeyi iade tarihinde olması gereken durumuyla ve tam olarak iade etmekle yükümlüdür. İade borcunun kapsamı tayin edilirken olumlu ve olumsuz zenginleşmenin tamamı dikkate alınmalıdır. Değişik bir anlatımla haksız zenginleşen kötü niyetli ise elden çıkardığı, zenginleşmeyi de elde kalan zenginleşme ile birlikte iadeye mecbur tutulmuştur. Hemen belirtelim ki, zenginleşenin iyi niyetli sayılıp sayılmayacağı, zenginleşmeyi iyi veya kötü niyetle mi elden çıkarttığı hususu MK.nun 3. maddesi hükmü uyarınca belirlenecektir. Haksız zenginleşen elde ettiği yararın geçerli bir sebebe dayanmadığını ve iade ile yükümlü olduğunu biliyor veya bilebilecek durumda ise iyi niyetli sayılmayacaktır. Kural olarak iade alacaklısı iade borçlusu zenginleşenin iyi niyetli olmadığını ispat etmelidir. Ne var ki olayın özellikleri zenginleşenin iyi niyetli olmadığını açıkça gösteriyor ise ayrıca bu yönün ispatına gerek bulunmamalı, iddianın ispat edilmiş olduğu kabul edilmelidir.
Hukuken geçersiz sözleşmeler haksız iktisap kuraları uyarınca tasfiye edilir iken denkleştirici adalet kuralı hiç bir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu husus hem hakkaniyetin hem gerçek adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve o şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iadesi dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iade de direnmelerine neden olacaktır. Ancak burada denkleştirme yapılırken bir hususa daha dikkat edilmelidir. İade alacaklısının geçersiz sözleşmenin ifa edilmeyeceğini öğrendiği tarihte iade kapsamını tespitte önemli olduğu unutulmamalıdır. Zira geçersiz sözleşmenin artık ifa edilmeyeceğini bile bile haksız zenginleşmenin iadesini istemeyen alacaklı zararının artmasına kendisi sebep olacağından bu artan zararını iade borçlusundan istememelidir.
Somut olayda davacı aleyhine açılan meni müdahale davasının kabul edilerek 15.3.2002 tarihinde Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği anlaşıldığına göre bu tarih itibariyle davacının tapuda ferağ verilmeyeceğini öğrendiğinin kabulü ile bu tarih itibariyle 31.11.1991 tarihinde davacının davalıya ödediği 40.000.000 TL satış bedelinin alım gücünün (değerinin ne miktar olacağı) az yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak sonucuna uygun karar verilmelidir. Mahkemece kararının bu gerekçe ile bozulması gerekirken sehven davacının ifanın yapılmayacağı öğrendiği tarih 23.10.1996 olarak kabul edilmeli gerekçesi ile bozulduğu bu kez yapılan inceleme ile anlaşılmış olup, davacının karar düzeltme talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının karar düzeltme talebinin kabulüne, Dairemizin 24.11.2004 tarih, 2004/9356 E. 17065 K. sayılı bozma ilamının kaldırılmasına, mahkeme kararının açıklanan gerekçeyle BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 19.04.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy