(4822 S. K. geçici m. 1) (818 S. K. m. 101)
Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı bankadan aldığı kredi kartı kullanımından doğan borcunu ödeyemediğini, temerrüde düştüğünü, hakkında davalı bankanın icra takibi başlattığını, 4822 sayılı yasadan yararlanmak için başvurduğunu, ödemeler yaptığını bildirip davalı bankaya borcunun olmadığının tespitini istemiştir.
Davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının 1.966.412.917 TL. borçlu olduğunu ve 163.867.743 lira aylık taksitle 12 ayda ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı bankanın aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Dava kredi kartı kullanımından doğan borcun 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesine göre belirlenmesi talebiyle açılmıştır. Davacının 4822 sayılı yasadan faydalanması için gerekli olan şartların gerçekleştiği anlaşıldığı gibi mahkemenin kabulü de bu yöndedir 4822 sayılı yasanın uygulanmasında öncelikle temerrüt tarihinin belirlenmesi önemlidir. Kural olarak Borçlar Kanununun 101. maddesine göre, kesin vadeli sözleşmelerde temerrüt tarihi sözleşmede belirtilen günün hitamı ile gerçekleşir. Banka tarafından gönderilen son hesap özetinde ödeme günü belirtilmekte ise de, bu ödeme gününde borcun tamamı değil belli bir kısmının ödenmesi gerektiği bildirildiğinden, borcun tamamının ödenmesi gerektiği bildirilmediğinden, kredi kartı borçları, Borçlar Kanunun 101/2. maddesinde öngörülen, miktarı önceden belli olan kesin vadeli borç niteliğinde değildir. Bu nedenle kredi kartı borçlarında temerrüt tarihi bakımından, anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Kredi kartının bu özelliği nedeniyle, borçlunun temerrüdü, banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra, borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmiş ise, bu sürenin bitiminden itibaren oluşur. Banka tarafından kredi borçlusuna ihtarname gönderilmemiş ise, kredi borçlusunun gönderilen son hesap ekstresinde belirtilen tarihte istenen asgari miktarı ödememesi nedeniyle, bu tarih itibariyle ödenmeyen kredi kartı borcu icra takibi aşamasına geldiğinden, bankaca hesabın kat edildiği tarih, şayet hesap kat edilmemiş ise, gönderilen son hesap ekstresindeki belirtilen ödeme tarihinin temerrüt tarihi olarak kabulü gerekir.
Bu şekilde belirlenecek temerrüt tarihindeki, asıl alacak+akdi faizden oluşan ana alacağa, temerrüt tarihinden bankaya başvuru tarihine kadar yıllık %50 faiz uygulanacaktır. Bu biçimde oluşan toplam alacağa 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi, icra takibi varsa tahsil harcı, icra masrafları, faizin vergisi ve avukatlık ücretini ortadan kaldırmadığından, asıl alacak ve akdi faizden oluşan anapara alacağına yıllık %50 gecikme faizi uygulandıktan sonra, Banka Sigorta Muamele Vergisi uygulanmak, varsa icra takibinde istenen miktarı geçmemek üzere tahsil harcı, icra masrafları, avukatlık ücreti ve faizin Banka Sigorta Muamele Vergisini borca ilave etmek, bankaya başvuru tarihine kadar borçlu tarafından yapılan ödemelerinde, Borçlar Kanununun 84. maddesi nazara alınarak ödeme tarihi itibariyle borçtan (temerrüt tarihindeki anaparadan) mahsup edilmeli ve kalan toplam alacak tutarı 12 eşit takside bölünmelidir.
Somut olayda davacının, davalı bankadan aldığı kredi kartının kullanımından doğan borcunu ödeyememesi nedeniyle, davalı tarafından hesabın kat edilip, 1.805.637.019 liranın ödenmesi istenmiş, 8.1.2003 tarihli hesap kat ihtarı davacıya 14.1.2003 tarihinde tebliğ edilmiş ve verilen bir günlük sürenin geçmesi ile davacı 16.1.2003 tarihinde temerrüde düşmüştür. Davalı banka tarafından davacı aleyhine 28.2.2003 tarihinde icra takibi yapılmış olup, daha sonra çıkan 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinden faydalanmak için davacının davalı bankaya 1.4.2003 tarihinde başvurduğu taraflar arasında çekişmesiz olduğu gibi bu husus dosya kapsamından da anlaşılmaktadır. Öyle olunca davacının hesabın kat edildiği tarih itibariyle ihtarname ile istenen 1.805.637.019 liraya davacının temerrüdünün gerçekleştiği 16.1.2003 tarihine kadar akdi faiz yürütülerek, bulunacak ana alacağa 16.1.2003 temerrüt tarihinden davacının bankaya başvurduğu 1.4.2003 tarihine kadar %50 faiz yürütülüp, bulunacak toplam alacağa icra tahsil harcı, icra masrafları, faizin vergisi ve icra avukatlık ücreti, banka sigorta muamele vergisi ilave edip, davacının yaptığı ödemeleri düşerek kalanın 12 takside bölünmesi gerekir.
Dosyada yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan rapor yapılan bu açıklamalara uygun olmadığı gibi, mahkemenin yaptığı hesaplamada açıklanan ilke ve esaslar uymamaktadır. Bu nedenle mahkemece, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar doğrultusunda yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak açıklamalı ve gerekçeli rapor alınıp, davacının kararı temyiz etmeyerek davalı yararına olunan kazanılmış hakta nazara alınarak sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: 1. bentte gereği davalının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bent gereği kararın temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, 07.07.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy