(1086 S.K.m. 275)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, murisi T. ile davalı arasında 06.08.1993 tarihinde arsa satış sözleşmesi düzenlendiğini, davalının bu sözleşme gereğince sahibi olduğu taşınmazı murise sattığını, davalının satış bedelinin tamamını aldığı halde, taşınmazın tapusunu bugüne kadar devir etmediğini, bu nedenle ödenen satış bedelinin takip tarihindeki Alman Markı bazında tahsili için giriştiği icra takibine davalının itiraz ettiğini ileri sürerek, İtirazın İptali ile takibin devamını ve davalının % 40 İcra inkar tazminatı ile mahkumiyetine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığını bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının takibe konu ettiği arsa satış sözleşmesindeki imzanın davalı eli ürünü olmadığı bilirkişice belirtildiğinden davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davacı, murisinin arsa satış sözleşmesi ile davalıdan satın aldığı taşınmazın satış bedelinin ödendiğini, ancak davalının tapuda ferağ vermekten kaçındığını, bu nedenle ödenen satış bedelinin Alman Markı bazında tahsili için giriştiği icra takibine davalının vaki itirazının iptalini bu davada istemiştir. Davalı, sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığını savunmuş, mahkemece de alınan bilirkişi raporuna itibar edilerek, sözleşmedeki imzanın davalının eli ürünü olmadığından davanın reddine karar verilmiştir. Davacı, mahkemenin hükmüne esas aldığı bilirkişi raporuna itiraz ederek, Adli Tıp Kurumu, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi ya da Ankara Polis Enstitüsü gibi konularında uzman kurumlardan rapor alınmasını istemiştir.
Hakim özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda bilirkişiye başvurur ( HUMK'nun 275 md. ) Bilirkişinin de kendisinden sorulan husus hakkında özel ve teknik bilgiye sahip olması, diğer bir deyimle konusunda uzman olması gerekir. Bilirkişi tayin edilirken düşüncesine başvurulacak kişinin kimlik ve uzmanlık durumunun belirtilip, tutanağa yazılması şarttır. Böylece bilirkişi seçilen kişinin düşüncesine başvurulan konu hakkında, gerekli özel ve teknik bilgiye sahip olup olmadığı taraflar ve Yargıtay'ca kontrolü sağlanmış olacaktır. Görüşüne başvurulan bilirkişi G'nin tutulan yemin zaptında kimlik tespiti yapılırken "Yediemin depocusu" olduğu belirtilmiştir. Oysaki imza incelemesi grafoloji adı verilen ayrıbir bilim ve uygulama alanına girer. İmzaya itiraz edildiğine göre bilirkişinin grafoloji ve sahtecilik dalında uzman olması gerekir. Yediemin depoculuğu yapan bir kişinin bu konuda bilirkişilik yapmaya ehil olduğu kabul edilemez ve verdiği rapora da itibar edilerek hüküm kurulamaz. Hal böyle olunca imza incelemesinin, bu işlerde ihtisas sahibi bulunan Adli Tıp veya Polis Enstitüsü gibi resmi kurumlarda gerekli inceleme yaptırıp, deliller hep birlikte değerlendirilerek, hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken konusunda uzman olmayan bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenle davacının diğer temyiz itirazının reddine, temyiz olunan kararın 2. bentte açıklanan nedenle davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 07.07.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy