(4822 S. K. Geç. m. 1) (818 S. K. m. 101)
Dava: Taraflar arasındaki tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı sebeplerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içerisinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü.
Karar: Davacı, davalı bankadan aldığı kredi kartlarının borçlarını ödeyemediğini, 4822 s. yasadan yararlanmak için 10.4.2003 gününde davalıya başvurduğunu, ancak kabul edilmediğini ileri sürerek kanun gereğince borcunun hesaplanmasını istemiştir.
Davalı, davacıya 3.5.2003 gününde kat ihtarı çekildiğini, kanun yürürlüğe girmeden icra takibi aşamasına gelen bir borç olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davacının 4822 s. kanun yürürlüğe girmeden önce temerrüde düşmediğinden aynı kanunun geçici 1. maddesinin kredi kartı sahibi lehine getirdiği uygulama ve hesaplamadan yararlanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
4822 s. kanunun geçici 1. maddesinden faydalanabilmek için, her şeyden önce borcun kredi veren ile kredi kullanan tüketici arasında kredi kartı sözleşmesinin düzenlenmesi ve bu sözleşmeye dayanılarak verilen kredi kartı ile kredi müşterisinin alışveriş yapması ve nakit para çekmesinden kaynaklanmalıdır. Ayrıca kredi kartını kullanan tüketicinin, bu kanunun yayınlanmasından önce temerrüde düşmesi, ödenmeyen kredi kartı borcu sebebiyle hakkında icra takibi aşamasına gelinmesi veya icra takibi yapılması ve kanunun yayınlandığı tarihten itibaren 30 gün içerisinde kredi kartı veren kuruluşa yazılı başvurusunun bulunması gerekir.
Yasanın uygulamasında öncelikle temerrüt tarihinin belirlenmesi önemlidir. Kural olarak Borçlar Yasasının 101. maddesine göre, kesin vadeli sözleşmelerde temerrüt tarihi sözleşmede belirtilen günün hitamı ile gerçekleşir. Banka tarafından gönderilen son hesap özetinde ödeme günü belirtilmekte ise de, bu ödeme tarihinde borcun tamamı değil belirli bir kısmının ödenmesi gerektiği bildirildiğinden, borcun tamamının ödenmesi gerektiği bildirilmediğinden, kredi kartı borçları, Borçlar Yasanın 101/2. maddesinde öngörülen, miktarı önceden belirli olan kesin vadeli borç niteliğinde değildir. Bu sebeple kredi kartı borçlarında temerrüt tarihi bakımından, anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Kredi kartının bu özelliği nedeniyle, borçlunun temerrüdü, banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra, borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmiş ise, bu sürenin bitiminden itibaren oluşur. Banka tarafından kredi borçlusuna ihtarname gönderilmemiş ise, kredi borçlusunun gönderilen son hesap ekstresinde belirtilen tarihte istenen asgari miktarı ödememesi nedeniyle, bu gün itibariyle ödenmeyen kredi kartı borcu icra takibi aşamasına geldiğinden, bankaca hesabın kat edildiği tarih, şayet hesap kat edilmemiş ise, gönderilen son hesap ekstresindeki belirtilen ödeme tarihinin temerrüt tarihi olarak kabulü gerekir. Bu biçimde belirlenecek temerrüt tarihindeki, asıl alacak + akdi faizden oluşan ana alacağa, temerrüt gününden bankaya başvuru gününe kadar senelik %50 faiz uygulanacaktır. Bu şekilde oluşan toplam alacağa 4822 s. kanunun geçici 1. maddesi, icra takibi varsa tahsil harcı, icra masrafları, faizin vergisi ve avukatlık ücretini ortadan kaldırmadığından, asıl alacak ve akdi faizden oluşan ana para alacağına senelik %50 gecikme faizi uygulandıktan sonra, Banka Sigorta Muamele Vergisi uygulanmak, varsa icra takibinde istenen miktarı geçmemek üzere tahsil harcı, icra masrafları, avukatlık ücreti ve faizin Banka Sigorta Muamele Vergisini borca ilave etmek, bankaya başvuru gününe kadar borçlu tarafından yapılan ödemelerinde, Borçlar Yasasının 84. maddesi nazara alınarak ödeme tarihi itibariyle borçtan (temerrüt tarihindeki ana paradan) mahsup edilmeli ve kalan toplam alacak tutarı 12 eşit takside bölünmelidir.
Somut olayda davacının 10.4.2003 gününde kanuni sürede 4822 s. kanunun geçici 1. maddesi hükümlerinden faydalanmak için davalı bankaya müracaatta bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı banka kredi kartı borcunu ödemeyen davacıya 3.5.2003 gününde çektiği ihtarname ile sözleşmeyi feshettiğini bildirip iki adet kart için toplam 4.141.703.570 TL borcun 24 saat içerisinde ödenmesini istemiştir. Mahkemece 3.5.2003 günlü ihtarla hesap kat edildiğine ve 4822 s. kanunun yürürlük tarihi itibariyle alacak icra takip aşamasına gelmediğinden davacının bu kanun hükümlerinden faydalanamayacağı sonucuna varılmıştır. Ne var ki davacının 4749 (4532) no.lu kart ile ilgili olarak 11.11.2002 tarihinde, 2643 no.lu kart ile ilgili olarak da 3.2.2003 gününde asgari ödeme miktarını ödemediği, bu tarihler itibariyle davalı bankanın hesabı kat edip icra takibi yapma hakkının doğduğu, buna rağmen bankaca 3 Mayıs 2003 gününe kadar beklendiği ve hesabın kat edilmediği anlaşılmaktadır. Bankanın Kasım 2002 ve Şubat 2003 gününden 3.5.2003 gününe kadar işlem yapmaması, alacağının icra takibi aşamasına gelmediği anlamına gelmeyeceği gibi, davacının 4822 s. kanunun geçici 1. maddesi hükümlerinden faydalanmasına engel olmaz. Bu halde yukarda açıklanan ilkeler doğrultusunda yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak hasıl olacak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı biçimde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarda açıklanan sebeple davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı lehine BOZULMASINA, peşin harcın istem halinde iadesine, 03.05.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy