(818 S.K m. 21, 46, 47) (1086 S.K m. 4)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, 05.08.2000 tarihinde mide rahatsızlığı nedeniyle davalı hastanenin acil servisine müracaat ettiğini, burada önce serum takılıp sonra iğne yapıldığını, iğne yapılmasını müteakiben kolunun şişip morardığını, aynı hastanede koluna muhtelif operasyonlar yapıldığını, hatalı teşhis ve tedavi nedeniyle önce iki parmağının, sonra elinin bilekten kesildiğini, ameliyata izin için kendisine bir takım belgeler imzalatıldığını, davalıyı ibra etmediğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalarak 10.000.000.000.-TL maddi, 10.000.000.000.-TL manevi tazminatın 05.08.2000 tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının doktor hatası iddialarının doğru olmadığını, herhangi bir kusurlarının bulunmadığını, Konya 8. Noterliği'nden düzenlenen 23.11.2000 tarihli ibraname ile davacının maddi ve manevi tazminatını alarak kendilerini ibra ettiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının talep edebileceği tazminat miktarı ile ibraname verirken aldığı 5.000.000.000.-TL arasında aşırı fark bulunduğu, bu nedenle ibranamenin geçerli olmadığı gerekçesiyle 5.201.426.650.-TL maddi tazminat ile 2.000.000.000.-TL manevi tazminatın olay tarihi 05.08.2000 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafça temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- İbra, borcu sona erdiren alacaklının alacak hakkını ortadan kaldıran tasarrufi bir muameledir. Kural olarak ibranın karşılıksız olması kabul edilemeyeceği gibi, alacak ve tazminat miktarı ile, ibranamenin düzenleme nedeni olan ve borçlunun yaptığı ödeme arasında açık bir oransızlık varsa B.K.'nun 18. maddesi hükümleri de gözetilerek borçlunun ödeme yaptığı belgede ibra sözcüğü kullanılsa dahi, bu belgeyi borcu sona erdiren ibraname olarak değil makbuz olarak kabul etmek gerekir. Zarara uğrayan kişinin maddi zararını baştan bilmesi çoğu zaman olanaksız olup, çoğu zaman aktüer bilirkişi hesaplamasını gerektirdiği açıktır. Bu nedenle maddi tazminatla ilgili talep ve isteklerin fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak talep edilmesi mümkündür.
Ancak manevi tazminat, duyulan elem ve acıya karşılık takdir edilen bir para olup, zarara uğrayan bu nedenle uğradığı zararı bilebilecek ve takdir edebilecek durumdadır. Bu niteliği itibariyle bölünmesi, bir kısmının saklı tutulması mümkün değildir. Alacaklı, açtığı davada fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak, manevi tazminat için kısmi talepte bulunamayacağı gibi, manevi tazminat olarak borçludan bir miktar tahsil edip ibraname verdikten sonra yeniden talepte bulunamaz.
Somut olayda davacı yanlış tedavi nedeniyle kolu kesildiği için 10.000.000.000.- TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Davacı kolu kesildikten sonra verdiği 23.11.2000 tarihli ibraname ile kolunun kesilmesinden dolayı karşılıklı rıza ile davalıdan 500.000.000.- TL manevi tazminat aldığını, bu nedenle davalıyı ibra ettiğini, hiçbir alacağı kalmadığını kabul etmiştir. Az yukarıda açıklandığı üzere manevi tazminatın bölünmesi, bir kısmının saklı tutulması mümkün olmayacağından, manevi tazminata ilişkin davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kabul karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: ( 1 ) nolu bentte gösterilen nedenle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) nolu bentte gösterilen nedenle hükmün davalı lehine BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 14.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy