(2004 S. K. m. 72) (4822 S. K. Geç. m. 1) (818 S. K. m. 84, 101)
Taraflar arasındaki tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Karar
Davacı, dava dışı S. Ergin'in aldığı krediye kefil olduğunu, borcun ödenmemesi üzerine başlatılan takip sonunda tüm borcun maaşından kesilmek suretiyle kendisinden tahsil edildiğini, buna rağmen davalı tarafından yeniden borç çıkarıldığını, bu durumun 4822 sayılı Yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının talebinin borçlu olmadığının tespitine ilişkin olduğu, oysa ki bilirkişi incelemeleri sonunda dava tarihi itibariyle davacının halen borçlu olduğunun anlaşıldığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve sonradan davaya müdahil olarak katılan S. Ergin tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, S. Ergin ile davalı banka arasında imzalanmış 28.9.2000 tarihli ve 3.000.000.000 TL bedelli kredi kartı üyelik sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalamıştır. Borçların ödenmemesi üzerine bankaca kredi kartı hesabı 2.1.2002 tarihi itibariyle 8.1.2002 tarihli ihtarname ile kat edilerek oluşan borç için davalı tarafından takip başlatılmıştır. Davalı bankanın kabulü gereğince borçluların 4822 sayılı Yasadan faydalanmak için süresinde müracaatlarının olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim banka tarafından 9.5.2003 tarihinde hazırlanan ödeme planıyla, 20.5.2003 tarihinden itibaren bakiye borcun 75.000.000.000 TL'lık taksitler halinde ve toplam 900.000.000 TL olarak ödenmesi gerektiği de bildirilmiştir. Davacı, davalı banka tarafından fazla miktarda borç çıkarılmasının 4822 sayılı Yasaya aykırı olduğunu bildirerek borçlu olmadığının tespitini talep etmiş olup, anılan Yasaya göre borç miktarının tespiti ve bunun sonucuna göre karar verilmesi zorunludur.
Yasanın uygulanmasında öncelikle temerrüt tarihinin belirlenmesi önemlidir. Kural olarak Borçlar Kanununun 101. maddesine göre, kesin vadeli sözleşmelerde temerrüt tarihi sözleşmede belirtilen günün hitamı ile gerçekleşir. Banka tarafından gönderilen son hesap özetinde ödeme günü belirtilmekte ise de, bu ödeme gününde borcun tamamı değil belli bir kısmının ödenmesi gerektiği bildirilip, borcun tamamının ödenmesi gerektiği bildirilmediğinden, kredi kartı borçları, Borçlar Kanunun 101/2. maddesinde öngörülen, miktarı önceden belli olan kesin vadeli borç niteliğinde değildir. Bu nedenle kredi kartı borçlarında temerrüt tarihi bakımından, anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Kredi kartının bu özelliği nedeniyle, borçlunun temerrüdü, banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra, borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmiş ise, bu sürenin bitiminden itibaren oluşur. Banka tarafından kredi borçlusuna ihtarname gönderilmemiş ise, kredi borçlusunun gönderilen son hesap ekstresinde belirtilen tarihte istenen asgari miktarı ödememesi nedeniyle, bu tarih itibariyle ödenmeyen kredi kartı borcu icra takibi aşamasına geldiğinden, gönderilen son hesap ekstresinde belirtilen ödeme tarihinin temerrüt tarihi olarak kabulü gerekir. Bu şekilde belirlenecek temerrüt tarihindeki, asıl alacak + akdi faizden oluşan ana alacağa, temerrüt tarihinden bankaya başvuru tarihine kadar yıllık %50 faiz uygulanmalıdır. 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi, icra takibi varsa tahsil harcı, icra masrafları, faizin vergisi ve avukatlık ücretini ortadan kaldırmadığından, bu şekilde bulunacak asıl alacak ve akdi faizden oluşan ana para alacağına yıllık %50 gecikme faizi uygulandıktan sonra, Banka Sigorta Muamele Vergisi uygulanmalı, varsa icra takibinde istenen miktarı geçmemek üzere tahsil harcı, icra masrafları, avukatlık ücreti ve faizin Banka Sigorta Muamele Vergisi borca ilave edilmeli, bankaya başvuru tarihine kadar borçlu tarafından yapılan ödemeler de Borçlar Kanununun 84. maddesi nazara alınarak ödeme tarihi itibariyle borçtan mahsup edilmeli ve kalan toplam alacak tutarı 12 eşit takside bölünmelidir.
O halde mahkemece anılan yasa çerçevesinde az yukarda açıklandığı şekilde bilirkişi aracılığı ile inceleme yaptırılıp alınacak raporun sonucuna göre borcun tespitine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davacının, dava tarihi itibariyle halen borçlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 17.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy