(4822 S. K. geçici m. 1) (818 S. K. m. 84, 101)
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Karar
Davacı, davalı bankadan aldığı kredi kartının kullanılmasından doğan borçlarını ödeyemediğini, hakkında icra takibi yapıldığını, takibin devam etmekte olduğunu, 4822 sayılı kanundan yararlanmak için bankaya yaptığı başvuru sonucu fahiş ödeme planı çıkartıldığını ileri sürerek bankaya olan borcunun tespitini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, bilirkişi raporu esas alınarak davacının, davalı bankaya 14.3.2003 tarih itibariyle 3.414.113.000 TL borçlu olduğu ve aylık taksitin 284.510.000 TL olduğunun tespitine, 14.3.2003'den sonraki ödemelerin mahsubuna karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, davacının davalı bankadan aldığı kredi kartının kullanımından doğan borçlarını ödeyememesi nedeniyle, 4077 sayılı yasada değişiklik yapılmasına dair 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinden faydalanması için açılmıştır. 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinden faydalanabilmek için, her şeyden önce borcun kredi veren ile kredi kullanan tüketici arasında kredi kartı sözleşmesinin düzenlenmesi ve bu sözleşmeye dayanılarak verilen kredi kartı ile kredi müşterisinin alışveriş yapması ve nakit para çekmesinden kaynaklanmalıdır. Ayrıca kredi kartını kullanan tüketicinin, bu yasanın yayınlanmasından önce temerrüde düşmesi, ödenmeyen kredi kartı borcu nedeniyle hakkında icra takibi aşamasına gelinmesi veya icra takibi yapılması ve yasanın yayınlandığı tarihten itibaren 30 gün içinde kredi kartı veren kuruluşa yazılı başvurusunun bulunması gerekir.
Yasanın uygulamasında öncelikle temerrüt tarihinin belirlenmesi önemlidir. Kural olarak Borçlar Kanununun 101. maddesine göre, kesin vadeli sözleşmelerde temerrüt tarihi sözleşmede belirtilen günün hitamı ile gerçekleşir. Banka tarafından gönderilen son hesap özetinde ödeme günü belirtilmekte ise de, bu ödeme gününde borcun tamamı değil belli bir kısmının ödenmesi gerektiği bildirildiğinden, borcun tamamının ödenmesi gerektiği bildirilmediğinden, kredi kartı borçları, Borçlar Kanunun 101/2. maddesinde öngörülen, miktarı önceden belli olan kesin vadeli borç niteliğinde değildir. Bu nedenle kredi kartı borçlarında temerrüt tarihi bakımından, anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Kredi kartının bu özelliği nedeniyle, borçlunun temerrüdü, banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra, borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmiş ise, bu sürenin bitiminden itibaren oluşur. Banka tarafından kredi borçlusuna ihtarname gönderilmemiş ise, kredi borçlusunun gönderilen son hesap ekstresinde belirtilen tarihte istenen asgari miktarı ödememesi nedeniyle, bu tarih itibariyle ödenmeyen kredi kartı borcu icra takibi aşamasına geldiğinden, bankaca hesabın kat edildiği tarih, şayet hesap kat edilmemiş ise, gönderilen son hesap ekstresindeki belirtilen ödeme tarihinin temerrüt tarihi olarak kabulü gerekir. Bu şekilde belirlenecek temerrüt tarihindeki, asıl alacak + akdi faizden oluşan ana alacağa, temerrüt tarihinden bankaya başvuru tarihine kadar yıllık %50 faiz uygulanacaktır. Bu biçimde oluşan toplam alacağa 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi, icra takibi varsa tahsil harcı, icra masrafları, faizin vergisi ve avukatlık ücretini ortadan kaldırmadığından, asıl alacak ve akdi faizden oluşan ana para alacağına yıllık %50 gecikme faizi uygulandıktan sonra, Banka Sigorta Muamele Vergisi uygulanmak, varsa icra takibinde istenen miktarı geçmemek üzere tahsil harcı, icra masrafları, avukatlık ücreti ve faizin Banka Sigorta Muamele Vergisini borca ilave etmek, bankaya başvuru tarihine kadar borçlu tarafından yapılan ödemelerinde, Borçlar Kanununun 84. maddesi nazara alınarak ödeme tarihi itibariyle borçtan (temerrüt tarihindeki ana paradan) mahsup edilmeli ve kalan toplam alacak tutarı 12 eşit takside bölünmelidir.
Somut olayda, davacının 4822 sayılı yasanın yayımlanmasından önce, davalı bankanın gönderdiği 18.4.2002 tarihli ihtarın, 24.4.2002 tarihinde tebliği ve verilen bir günlük sürenin dolması ile, davacının 26.4.2002 tarihinde temerrüde düştüğü, hakkında 27.2.2002 tarihinde icra takibine geçildiği, 4822 sayılı yasadan faydalanmak üzere 24.3.2003 tarihinde bankaya başvurduğu anlaşılmaktadır. Davacının temerrüdünün gerçekleştiği 26.4.2002 tarihinden, 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinden yararlanmak için 24.3.2003 tarihli başvuru ihtarının bankaya ulaştığı tarihe kadar ana para borcuna yıllık %50 faiz ve banka sigorta muamele vergisi yürütülmesi gerekir. Yukarıdaki açıklamalardan davacının 26.4.2002 tarihinde temerrüde düştüğü halde temerrüt tarihini 28.2.2002 tarihini esas alarak hazırlanan bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir. Mahkemece 26.4.2002 temerrüt tarihi itibariyle hesaplama yapılmak üzere bilirkişiden ek rapor alınarak sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, 12.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy