(818 S. K. m. 61, 63, 66) (1086 S. K. m. 76)
Dava: Taraflar arasındaki istirdat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacılar, davalı ile birlikte muris H.'nin müşterek mirasçıları olduklarını, davalının 07.07.1972 tarihinde noterde verilmiş olduğu muvafakatname ile miras hissesini kendilerine devrettiğini, ancak tapuda tescilin yapılamadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, davalının veraset belgesindeki hissesinin dava tarihindeki rayiç değeri olan 63.000.000.000.-TL'nin dava tarihinden itibaren faiziyle birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, davacıların daha önce açmış oldukları tescil davasının reddedildiğini, annesinden kalan miras hissesini davacılara devretmediğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, taraflar arasında yapılan miras payının devrine ilişkin sözleşme gereğince davalının miras hissesinin dava tarihindeki rayiç değeri olan 30.383.489.693.-TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Cihanbeyli Noterliğince düzenlenen 07.07.1972 tarihli muvafakatname ve ibraname başlıklı belgenin düzenlendiği tarihte tarafların anneleri olan muris H.'nin sağ olduğu, 1996 yılında öldüğü, muvafakatname ve ibranamedede anne H.'nin kendisinden çocuklarına intikal edecek miras paylarının intikali konusunda muvafakatı bulunmadığı gibi imzasının da olmadığı anlaşılmakta olup, davacılar tarafından aynı sözleşmeye dayanarak davalı aleyhine açılan Cihanbeyli Asliye Hukuk Mahkemesi'ne ait E. 2002/631, K. 2002/695 sayılı tapu iptal ve tescil davasında, davanın kabulüne ilişkin verilen hüküm, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından, Medeni Kanun'un 678. maddesi gereğince miras bırakanın katılması veya izni olmaksızın bir mirasçının henüz açılmamış bir miras payını diğer mirasçılara devri sözleşmesinin geçersiz olduğu gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak davanın reddine karar verilmiş; verilen karar 27.09.2002 tarihinde kesinleşmiştir. Taraflar arasında imzalanan 07.07.1972 tarihli sözleşme, Medeni Kanun'un 678. maddesi gereğince geçersiz olduğundan, eldeki davada da davacılar, davalının miras hissesinin dava tarihindeki rayiç bedelinin ödetilmesini isteyemezler. Davacılar geçersiz sözleşme nedeniyle ancak haksız iktisap kuralları gereğince ödemiş oldukları bedelin iadesini talep edebilirler.
Ne var ki, hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bugüne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilinceye, bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata, çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekse öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.'nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlu su yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
HUMK.'nun 76. maddesi gereğince, bir davada maddi vakıaları bildirmek taraflara, bunların hukuki nitelendirilmesini yapmak ise hakime aittir. Somut olayda davacılar, geçersiz sözleşme ile kendilerine devredilen miras hissesinin dava tarihindeki rayiç bedelinin ödetilmesini istemiş olduklarından çoğun içinde az da vardır kuralı gereğince ödedikleri bedelin denkleştirici adalete göre iadesini de talep ettikleri kabul edilerek, sözleşme tarihinde ödenen satış bedelinin, tapu iptal ve tescil davasının kesinleştiği 27.09.2002 tarihi itibariyle, enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamaları alınmak sureti ile ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli, bu yolla belirlenecek miktara hükmedilmelidir. Mahkemece taraflar arasındaki sözleşmenin geçersiz olduğu göz ardı edilerek yazılı şekilde davalıya ait hissenin dava tarihindeki rayiç bedelinin tahsiline karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, 20.11.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy