(818 S. K. m. 321, 386, 387, 388, 389, 390)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı Tuğrul Gök, Gözdenur Gök vekili avukat Sevda Elmaz ile Divrik Sağ. İşlet. vekili avukat Mehmet Aktı ve diğer davalı vekili avukat Mehmet Tanrıöver'in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacılar çocuklarının olmaması nedeniyle davalı Doktor Halit Can Yener'e tedavi olduklarını ve tedavi sonucunda davacı Güler Gök'ün hamile kaldığını, hamilelik süresince de kontrollerin davalı doktor tarafından yapıldığını, davalı doktorun sezeryanla doğum teklifini kabul ettiklerini davalı doktorun sezeryan ameliyatının diğer davalı şirkete bağlı hastanede yapılmasına dair teklifin de kendilerince kabul edildiğini, 1.11.1998 tarihinde hastaneye giderek sezeryanla doğum ücretini de ödediklerini, ancak davalı doktorun hastaneye çok geç geldiğini, davalı doktorun sezeryanla doğum yapılması hususunda anlaşmalarına rağmen normal doğum yaptırdığını ve ancak doğumunda 3 saat sürdüğünü, çocukta problem olmasına rağmen kendileriyle ilgilenilmediğini çocuğun doğum sırasında oksijensiz kalması ve beyine oksijen gitmemesi nedeniyle sakat kaldığını, doğumdan önce de cerrahi müdahaleye onay verdiğini, olayda davalıların kusurlu bulunduğunu ileri sürerek fazlası saklı kalmak üzere her bir davacı için ayrı ayrı 5.000.000.000 TL olmak üzere toplam 15.000.000.000 TL maddi tazminat ile çocuk için 30.000.000.000 TL, anne ve baba için ayrı ayrı 20.000.000.000 TL manevi tazminatın tahsilini istemişlerdir.
Davalılar, davacı Güler'in sezeryana ilişkin muvafakat belgesini imzalamadığını, doğumdan önce sezeryan yapılmasına dair teklifi de kabul etmediği gibi doğum esnasında vakum teklifini de kabul etmediklerini, olayda kusurlarının bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, alınan Adli Tıp Kurumu raporları benimsenmek suretiyle, davacıların sezeryan ve vakum önerisini kabul etmedikleri ve davalıların olayda kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir. Davacı Güler Gök'ün davalı doktor Halit Can Yener'in tedavisi sonucu hamile kaldığı ve davalı doktor tarafından diğer davalı şirkete bağlı hastanede doğumun yapılması hususunda taraflar arasında anlaşma sağlandığı, 1.11.1998 tarihinde davacıların doğum için hastaneye gittikleri ve davalı doktor tarafından doğumun gerçekleştirildiği, doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalması (hipoksi) ve bebeğin rahim içinde sıkıntıda olması (fatal distreu) nedeniyle bebekte arızalar oluştuğu ve takiben hipoksi koşullarına ek olarak neontal sepsisin geliştiği ve bu nedenlerle çocukta fizik ve mental gerilik bulunduğu tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacılar, sezeryan olunması için anlaşmalarına rağmen davalı doktorun normal doğum yaptırması sonucu bu arızaların oluştuğunu iddia etmekte olup, davalılar ise davacı Güler Gök'ün sezeryan ameliyatı olma teklifini reddettiği gibi, normal doğum esnasında da vakum önerisini de kabul etmediğini ve bu nedenle kusurlarının bulunmadığını savunmaktadırlar. Hemen belirtmek gerekir ki dosya içinde bulunan Adli Tıp Kurumu raporlarında davalı doktorun sezeryan ameliyatı ve doğum esnasında da vakum önerisini davacıların kabul etmemesi nedeniyle davalıların kusurlu bulunmadıkları kabul edilmiş olup, bunun aksi durumda davalıların kusurlu olduklarının kabulü zorunludur. Dosya içinde bulunan 1.11.1998 tarihli muvafakat belgesinde, davacı Güler'in hastalığının tedavisinin davalı doktor tarafından yapılmasına, lüzum görülen cerrahi ameliyatlara ve bu ameliyat sırasında zuhur eden diğer arızaların ve ihtilafların fenni zaruret görüldüğü takdirde cerrahi ameliyat yapılma suretiyle tedavisine muvafakat ettiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar bu belge davacı tarafından imzalanmayıp, davacı Güler'in yakını tarafından imzalanmış ise de, davacıların artık bu belge ile cerrahi ameliyat da dahil olmak üzere tüm cerrahi ve tıbbi müdahaleler hususunda muvafakatlerinin olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle olunca bu durumun tersine tezahür eden, davacının sezeryan ve vakum önerisini kabul etmediğinin de davalılar tarafından yazılı belgeyle ispatlanması gereklidir. Davalılar ise böyle bir yazılı belge sunmadıkları gibi savunmalarını kanıtlayıcı yasal bir delil de ibraz etmiş değillerdir. Her ne kadar davalıların tanıkları davalıları doğrular şekilde beyanda bulunmuş iseler de, bu konuda tanık dinleyemeyeceğinden beyanlarına itibar edilemez. Mahkemece davalıların olayın vukuu bulmasında kusurlu oldukları kabul edilmek suretiyle davacıların taleplerinin değerlendirilerek, hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edilene iadesine 500 YTL duruşma avukatlık parasının alınarak davacıya ödenmesine, 05.02.2007 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy