(818 S. K. m. 290, 321, 386, 387, 388, 389, 390, 394)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, davacı M. T... Yorgancıoğlu'nun hemoroid rahatsızlığı nedeniyle davalı doktora müracaat ettiğini, davalı doktorun muayenehanesinde hiçbir steril ortam olmadan ve gerekli tedbirleri almadan ve ateşinin yüksek olduğunu da söylemesine rağmen 24.5.1998 tarihinde ameliyat ettiğini, rahatsızlığının devam etmesi üzerine 28.5.1998 tarihinde tekrar davalı doktor tarafından ameliyat edildiğini, ancak durumunun daha da kötüleşmesi üzerine ertesi gün Gazi Hastanesine müracaat ettiğini, kendisine kangren teşhisi konduğunu, hastanede çeşitli operasyonlar geçirdiğini, 8,5 ay boyunca büyük ızdıraplar yaşadığını, diğer davacı annenin bu süre zarfında davacı Tuncer'in yanında refakatçi kaldığını, diğer davacı babanın da bu süre içinde evde tek başına yaşamak suretiyle perişan olduğunu ileri sürerek fazlası saklı kalmak üzere 500.000.000. TL maddi tazminat ile Tuncer için 7.000.000.000. TL, anne A... için 2.000.000.000. TL, baba Remzi için 1.500.000.000. TL manevi tazminatın tahsilini istemiştir.
Davalı, davacı Tuncer'in ameliyat etmediğini, davacının hastanede rastgele operasyonlar geçirdiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davalı doktorun 4/8 oranında kusurlu bulunduğunu kabul edilmek suretiyle 235,52 YTL maddi tazminat ile, davacı T... için 2.000,00 YTL, A... için 75,00 YTL, Remzi için 600,00 YTL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davadaki ileri sürülüşe ve kabule göre dava temelini vekillik sözleşmesi oluşturmakta olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (BK.386-390). Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın yaptığı işlemlerin eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. (BK. 290/2 md.). Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif kusurundan dahi sorumludur. (BK 321/1 md.). O nedenle vekil konumunda olan doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif dahi olsa sorumluluğunun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastanın zarar görmemesi için mesleki tüm şartları yerine getirmek hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedavi yöntemini de gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir tercih yaparken de hastasının ve hastalığının özelliklerini göz önünde tutmalı, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmalı, en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de hasta, tedavisini üstlenen meslek mensubu doktorundan tedavisinin bütün aşamalarında mesleğin gerektirdiği titiz bir ihtimam ve dikkati göstermesini, beden ve ruh sağlığı ile ilgili tehlikelerden kendisini bilgilendirmesini güven içinde beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır.
Somut olayda davacı Tuncer'in hemoroid tanısıyla davalı doktor tarafından iki kez ameliyat edildiği, ancak ameliyat öncesi enfeksiyon tablosu olan davacı Tuncer'e uygun olmayan şartlarda müdahalede bulunduğu ve sonrasında ortaya çıkan klinik şikayetler için ilgili olarak yeterli özeni göstermediği dosyadaki bilgi ve belgelerle Adli Tıp Kurumu raporlarından anlaşılmaktadır. Az yukarıda açıklandığı üzere doktor hafif dahi olsa sorumludur. Ortaya çıkan sonuç ile davalı doktorun eylemleri arasında nedensellik bağı bulunduğu için olayın oluşumunda davalı doktor tam kusurlu olmasa dahi bütün zararlardan sorumlu olup, kusursuzluğu oranında zarardan indirim yapılması olanaksızdır. Mahkemece değinilen bu yön gözetilerek ve davalı doktorun tüm zarardan sorumlu olduğu kabul edilerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, davalı doktorun 4/8 oranında kusurlu olduğu kabul edilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bent uyarınca temyiz olunan hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 21.05.2007 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)