(4721 S. K. m. 2, 3, 706) (818 S. K. m. 63, 64, 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalıdan 10.12.1978 tarihli harici sözleşme ile 1054 nolu parselde kayıtlı taşınmazısatın aldığını, satış bedelini ödediğini ancak taşınmazın tapuda 3. şahsa satılıp devredildiğini öğrendiğini ileri sürerek, 20.000.-YTL. tazminatın dava tarihindenitibaren yasal faiz ile ödetilmesini istemiştir.
Davalı, davacının ancak ödediği parayı geri isteyebileceğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; 4.320.-YTL.nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline fazla isteğin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacının, davalıdan 10.12.1978 tarihli adi sözleşme ile 1054 nolu parselden 60 metrekarelik taşınmazı satınaldığı ve satış bedeli olarak 15.000.-TL.nin davalıya ödendiği hususları dosya kapsamı ile anlaşıldığı gibi, taraflar arasında da ihtilafsızdır. Davacı taşınmazın tapu devrinin dava dışı 3. şahsa yapıldığını öğrendiğini, kendisine tapusunun verilmediğinden bahisle, eldeki davayı açmıştır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, taşınmaz satışından kaynaklanmaktadır. Yasanın aradığı şekil şartlarınauyularak, resmimercilerönünde yapılmış bir satış sözleşmesi olmadığından, yapılan satış işlemi MK.706, BK. 213 Tapu Kanunun 26. maddesi hükmüne göre geçersizdir. Bu nedenle taraflar ancak verdiklerini isteyebilirler. Bu durumda taraflar arasındakiuyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına uygun çözümlenmesi ve tasfiye edilmesi gerekir. Hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabınkapsamını tespitteki ilke ve esaslarını açıklanmasında yarar görülmüştür.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasınınmal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin eldeettiği bu kazanımı geri verme zorundaolduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
İlke böyle olmakla beraber iade edilecek zenginleşme miktarının hesaplanmasında öğretide birlik olduğu söylenemez. İade edilecek zenginleşme miktarı konusunda öğretideki bu ayrık düşünceleri kısaca fakirleşme kadar olmalıdır veya fiili değer artışı yani gerçek zenginleşme miktarı ne ise o olmalıdır veyahut ihlal edilen hakkınsahibine bahsettiği yararlanma yetkisi ile bağdaşmayan her türlü zenginleşme miktarı kadar olmalıdır şeklinde özetlemek mümkündür.Olayı çözümlerken öğretideki bu görüşlerden şüphesiz yararlanılmalıdır.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllardan beri yüksek oranda seyretmekte ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmektedir. Belli bir miktar paranın aradan geçen zamanabağlı olarak iade anındaki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bugüne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sıkıntılara tutarsızlıklara adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devamettirip, saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevliorganlarınca değiştirilinceye, bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdır. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekse öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır. Bu düşüncelerin isimleri farklı ise de varılmak istenen sonuç aynıdır. Akit öncesi sorumluluk kurallarınıngeçersiz sözleşmelerde de uygulanmasıgerektiği geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği,MK' nun 2. maddesine göre akdingeçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun içen de uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
BK' nun 63. ve 64. maddeleri iade borcunun kapsamını fakirleşmenin değil, zenginleşmenin iyi veya kötü niyetedayalı olmasına göre bir ayrım yapmıştır. Haksız zenginleşen,zenginleşmeyi kötü niyetle elden çıkarmış iseelden çıkardığı bu zenginleşmeyi iade tarihinde olması gereken durumuyla ve tam olarak iadeetmekle yükümlüdür. İade borcunun kapsamı tayin edilirken olumlu ve olumsuz zenginleşmenin tamamı dikkatealınmalıdır. Değişik bir anlatımla haksız zenginleşen kötüniyetli ise elden çıkardığı, zenginleşmeyi de eldekalan zenginleşme ile birlikte iadeye mecbur tutulmuştur. Hemen belirtelim ki, zenginleşenin iyiniyetli sayılıp sayılmayacağı, zenginleşmeyi iyi veya kötü niyetle mi elden çıkarttığı hususu MK' nun 3. maddesi hükmü uyarıncabelirlenecektir. Haksız zenginleşen elde ettiğiyararın geçerli bir sebebe dayanmadığını ve iade ile yükümlü olduğunu biliyor veya bilebilecek durumda ise iyi niyetli sayılmayacaktır. Kural olarak iade alacaklısı iade borçlusu zenginleşenin iyi niyetli olmadığını ispat etmelidir. Ne varki olayın özellikleri zenginleşenin iyi niyetli olmadığını açıkça gösteriyor ise ayrıca bu yönün ispatına gerek bulunmamalı, iddianın ispat edilmiş olduğu kabul edilmelidir.
Hukuken geçersiz sözleşmeler haksız iktisap kuraları uyarınca tasfiye edilir iken denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu husus hemhakkaniyetin hem gerçek adaletin bir gereğidir. Bu bakımdaniadeye karar verilirken satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüneulaştırılması ve o şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirdekısmi iade durumu oluşacak, iadesi dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iade dedirenmelerine neden olacaktır. Ancak burada denkleştirme yapılırken bir hususa daha dikkat edilmelidir. İadealacaklısının geçersiz sözleşmenin ifa edilmeyeceğini öğrendiği tarihte iade kapsamını tespitte önemli olduğu unutulmamalıdır. Zira geçersiz sözleşmenin artık ifa edilmeyeceğini bile bile haksız zenginleşmenin iadesiniistemeyen alacaklı zararınınartmasına kendisi sebep olacağından bu artan zararını iade borçlusundan istememelidir.
Bu durum karşısında kural olarak mahkemece yapılacak iş, davacının, 10.12.1978 tarihinde ödediği 15.000 liranın çeşitli ekonomik etkenler nedeniyle (azalan alım gücünün) (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın vedöviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindekiartışlar vs.) ortalamaları alınmak suretiyle davacının taşınmazın tapusunun kendisine verilmeyeceğini öğrendiğitaşınmazın dava dışı üçüncü kişiye satılması söz konusu ise bu tarihte aksi halde dava tarihinde ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke veesaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzmanbilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli, bu yollabelirlenecek miktara istemle de bağlı kalınarak hükmedilmelidir.
Mahkemece bu yönleri göz ardı ederek taşınmazın dava tarihindeki rayiç bedelinin davalıdan tahsiline şeklinde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının diğer temyiz itirazlarınınreddine, 2. bent gereğince temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcınistek halinde iadesine,21.01.2010gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy