(2004S. K. m. 72) (818 S. K. m. 53)
Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı-karşı davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekilleri avukatı Tamer Çakı ve avukat Hüseyin Turna ile davacı İlhan D.'in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya nicelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı, 02.01.1998 tarihinde davalı ile resmen boşandıklarını, müşterek evliliklerinden dünyaya gelen Esma Sinem D.'in boşanma tarihinden itibaren davalının yanında kaldığını, davalının N. İnşaat Ltd Şti.nin büyük ortağı olduğu gibi kızları Esma'nın da şirketin ortağı olduğunu, davalının Mersin'de yüklendiği büyük bir inşaatın yapımı sırasında mali krize girdiğini, acil paraya ihtiyacı olduğundan 31.12.1998 tarihinde ödenmek üzere borç para istediğini, eski eşi olması ayrıca kızlarının da davalı ile birlikte yaşaması sebebiyle davalıya 50 milyar TL borç para verdiğini, davalının da 10.02.1998 tarihli borç senedi imzalayarak teslim ettiğini, vade geldiği halde davalının borcu ödemeye yanaşmadığını, sözlü uyarıların sonuç vermediğini ileri sürerek, 50 milyar TL alacağın ödeme tarihi olan 31.12.1998 tarihinden itibaren değişen oranlardaki yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacıdan hiçbir zaman borç para almadığını ve maddi durumunun en az davacı kadar iyi olduğunu, ayrıca boşanma tarihinden bu yana davacı ile hiçbir zaman yan yana gelmediğini, görüşmediklerini, müşterek kızları Sinem'inde davacı babasını en son 1997 yılından beri görmediğini, bu itibarla 1998 yılında belge düzenlenmesinin söz konusu olmadığını, ancak evli oldukları 1981 ile 1987 tarihleri arasında İstanbul Moda'da bulunan Defne Ecza Deposunu işlettiğini, herhangi bir işi olmadığından davacının da bu Ecza deposunda bulunduğunu, rutin işlerin yapılması amacıyla ilaç siparişleri, bankalardan çek karnesi alınması ve diğer olağan ticari işlemler ile ilgili boş kağıtları imzaladığını, davacının bu boş kağıtların üstünün doldurulmak suretiyle söz konusu borç belgesini oluşturduğunu savunarak, davanın reddini dilemiş, karşı davayla da borçlu olmadığının tespitini istemiştir.
Mahkemece, davacı-karşı davalının açmış olduğu davanın kısmen kabulüne, davalı-karşı davacı tarafın açmış olduğu menfi tespit davasının reddine karar verilmiş; hüküm davalı-karşı davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalının 10.2.1998 tarihli borç senedi ile kendisinden ödünç olarak aldığı 50.000.000.000 TL'yi 31.12.1998 tarihinde ödeyeceğini taahhüt ettiğini, ancak ödemeyi yapmadığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır, davalı baştan sona kadar ısrarlı bir biçimde davacı ile evli oldukları dönemde kendisinin işlettiği ecza deposunda davacının herhangi bir işi olmadığından bulunduğunu, rutin işlerin yapılması amacıyla ilaç siparişleri, bankalardan çek karnesi alınması ve diğer olağan ticari işlemler ile ilgili boş kağıtları kendisinin imzaladığını, ancak davacının bu boş kağıtlardan bir tanesinin üstünü doldurmak suretiyle söz konusu borç belgesini oluşturduğunu, davacıdan borç almadığını savunmuştur. Tarafların şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşandıkları ve dava konusu borç senedinin de boşanmadan sonraki tarihli olduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu BORÇ SENEDİ başlıklı belgenin daktilo ile yazıldığı, yazıların bitimi ile isim ve imza arasında yazıların toplamı kadar açıklık bulunduğu ve isim ile soy isim isminin elyazısı ile yazılarak imzalandığı, davacının isim ve imzasının bulunmadığı çıplak gözle açık ve net bir şekilde görülmektedir.Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmış bir kimsenin boşandığı eşine herhangi bir tanık olmaksızın ve kendi isim ve imzasının da bulunmadığı adı yazılı belge ile zamanına göre oldukça yüksek meblağlı parayı elden borç olarak vermesinin hayatın olağan akışına uygun düştüğü söylenemez. Kaldı ki davacı hakkında açığa imzanın, bedelsiz senedin kötüye kullanılması nedeniyle açılan ceza davasında, maddi sonuca ulaşmak için tüm deliller değerlendirilmiş ve davacının mahkumiyetine karar verilmiş, ancak dava zamanaşımı nedeniyle Yargıtay 11. Ceza Dairesinin ilamıyla ortadan kaldırılmıştır. Her ne kadar ceza mahkumiyeti zamanaşımı ile ortadan kalkmış olsa da, ceza davasındaki maddi vakıaların tespitinin de tamamıyla ortadan kalktığının ve takdiri delil olarak değerlendirilemeyeceğinin kabulü hak ve adalet ilkelerinin gerçek anlamına uygun düşmeyeceği de gözden uzak tutulmamalıdır. Yukarıda açıklandığı üzere, borç senedi belgenin şekli ve içeriği, ceza davasındaki maddi vakıaların tespiti ile hayatın olağan akışı içerisinde, davacının boşandığı eşine çok yüksek miktarlı borç verdiğini, hukuki hüviyete haiz yasal delillerle kanıtlayamadığı anlaşıldığından asıl davanın reddine karşı davanın ise kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı temyiz edilen hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 750,00 TL duruşma avukatlık parasının davacı-karşı davalıdan alınarak davalı-karşı davacıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 20.01.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy