(818 S. K. m. 520, 538, 539)
Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalıyla aralarında 20.2.2006 tarihli ortaklık anlaşması bulunduğunu, sözleşmede davacının mülk sahibi, davalının finansör, dava dışı üçüncü kişilerinde takipçi olduğunun belirtildiğini, çalışma konusunun belirlendiğini, tüm masrafların davalı finansör tarafından karşılanacağını, 50.000 TL nin davalı tarafından davacıya ödeneceğini, bu ödemeye karşılık 20.2.2006 tanzim tarihli, 20,02.2007 vadeli 50.000 TL bedelli senedin davacı tarafından davalıya verileceğinin bu senedin ortaklık anlaşması gereği ve anlaşmanın ayrılmaz parçası olduğu ve teminat olarak verileceğinin kararlaştırıldığını, 50.000 TL nin 30.000 TL sinin takipçilere masraflar karşılığı ödendiğini, takipçilerin edimlerini yerine getirmemeleri üzerine takipçileri azlettiğini, davalı tarafça 50.000 TL bedelli teminat senedine dayanarak takip başlattığını, senet sebebiyle davalıya borçlu olmadığının tespit edilerek takibin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacının icra takip dosyasında ve mahkeme huzurunda davalıdan 50.000 TL aldığını kabul etmesi gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi kurulduğu, davaya konu senedin bu ortaklık ilişkisi sebebiyle verildiği dosya içeriğinden anlaşıldığı gibi bu husus taraflarında kabulündedir. Davacının yapılan icra takibi esnasında ki beyanı senetten dolayı borçlu olduğunun kabulü anlamında olmayıp, aldığı 50.000 TL den 30.000 TL sini takipçilere ödeme yaptığını ifade etmesi de senedi kabullenmediğini teyit etmektedir. Hal böyle olunca 20.2.2006 tarihli sözleşme gereği taraflar arasındaki ilişkinin adi ortaklık ilişkisi olduğu ve taraflar aralarında anlaşamadıklarına göre B.K.nun 520 vd maddeleri gereğince tasfiyesini gerektirir. B.K.nun 538. maddesinde belirtildiği gibi tasfiye, bütün hesapların görülüp ortaklığın aktif ve pasif bütün mal varlığının belirlenip ortakların birbirleriyle alacak verecek ve ortaklıktan dolayı olan ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Ortaklık sözleşmesinde hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin bu sözleşmedeki hükümlere göre yapılması asıldır. Böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise tasfiyenin bu defa B.K.nun 539. maddesindeki sıra takip edilerek yapılması gerekir. Açıklanan bu hukuki olgular karşısında öncelikle ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle aktif ve pasif mal varlığı belirlenmeli, ortaklığı yöneten ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenilmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, bu şekilde belirlenen mal varlığının ne şekilde tasfiye edileceği taraflardan sorulmalı, tasfiyede anlaştıkları takdirde ona göre karar verilmelidir. Taraflar tasfiye konusunda anlaşamadıkları takdirde, mahkeme tayin edeceği tasfiye memuru marifetiyle tespit edilen ortaklık mallarının mevcut olanların satılmasına şayet bu mallar mevcut değilse değerleri bilirkişi marifetiyle belirlenip, elde edilen gelirden veya malların belirlenen değerlerinden öncelikle ortaklığın borçları ödendikten sonra kalan kısmın taraflar arasında paylaştırılmasına karar verilmelidir. Mahkemece adi ortaklığın tasfiyesinden sonra davacının davalıya borçlu olup olmadığının belirlenerek sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bozulması gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, 19.10.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy