(4077 S. K. m. 3, 10)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı banka 20.10.1998 tarihli sözleşmeyle davalı S. C.'a kredi kullandırıldığını, diğer davalının ise müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğunu, borcun ödenmediği gibi ihtarında sonuç vermediğini ileri sürerek 67.577 TL'nin temerrüt faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı B., asıl borçlu olarak gösterilen davalının hiçbir zaman kredi kullanmadığını, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi 2006/320 esas sayılı dosyasında bu durumun tespit edildiğini, imzaların asıl borçluya ait olmadığı için asıl borcun doğmadığını, asıl borç doğmadığı için kefil olarak kendisinin de sorumlu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı S. C.'a dava dilekçesi tebliğ edilmiş, davalı yargılamaya katılmamış dilekçe sunmamıştır.
Mahkemece, banka çalışanlarının dolandırıcılık suçunu işlediklerinin İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kesinleşmiş kararıyla sabit olduğu ve davaya konu kredinin ödendiğine dair banka tarafından belge düzenlendiği için davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1) Somut olayda, davacı bankayla davalılar arasında düzenlenen kredili mevduat hesabı sözleşmesine dayalı olarak davacı bankanın davalılardan alacaklı olduğu ileri sürülerek asıl alacak, işlemiş faiz ve ferileriyle birlikte 67.577 TL alacağın davalılardan müteselsilen tahsili istenmektedir.
Taraflar arasında 4822 Sayılı yasayla değişik 4077 Sayılı Kanunun 10. maddesinde tanımlanan nitelikte tüketici kredisi sözleşmesi, geri ödeme planı bulunmamaktadır. Taraflar arasında kredili mevduat hesabı sözleşmesi imzalanmıştır. Bu nedenle, taraflar arasında yasaca tanımlanan tüketici kredisi sözleşmesinin varlığından söz edilemez. Uyuşmazlık hakkında 4822 Sayılı yasayla değişik 4077 Sayılı Kanunun 10. maddesinin uygulama olanağı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, davacı bankayla davalılar arasında Kanunun 3/h maddesinde tanımlanan tüketici işleminden de söz edilemez. Bu duruma göre, uyuşmazlığın çözümü genel mahkemelerin görevi içerisindedir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine dair olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Bu hususlar gözetilerek mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
2) Bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Temyiz edilen kararın (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, (2) numaralı bent gereğince davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 06.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy