MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı, taraflar arasında 05.10.2008 tarihli Avukatlık Ücret Sözleşmesi imzalandığını, sözleşmeyle davalının alacaklısı olduğu kişiler aleyhine bir kısım icra takibi yapıldığını, bu çerçevede bazı dosyalarının sonuçlandırılarak ödemeden aciz vesikası alındığını ancak hak ettiği vekalet ücretlerini davalıdan tahsil edemediğini, gönderilen ihtarnameden de sonuç alınamaması üzerine İstanbul 26.İcra Dairesi'nin 2013/22482 Esas sayılı dosyası ile davalı aleyhine takip başlatıldığını ancak davalının itirazı ile takibin durduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına, ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; davanın kabulü ile; davalının İstanbul 26.İcra Müdürlüğü'nün 2013/22842 Esas sayılı dosyasına vaki itirazının iptali ile takibin devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren %9 oranında yasal faiz yürütülmesine, alacak yargılama ile belli olduğundan icra inkar tazminatı talebinin reddine, karar verilmiş hüküm taraflarça temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.
3-Davacı eldeki davada, taraflar arasında düzenlenen Avukatlık Ücret Sözleşmesi gereğince icra takibi yapılan dosyaların sonuçlandırılması nedeniyle hak ettiği vekalet ücretinin davalıdan tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiş, mahkemece davanın kabulüne, alacak yargılama ile belli olduğundan inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. İncelenen dosya içeriğine göre de; davaya konu vekalet alacağının ücret sözleşmesi ile belirlendiği anlaşılmakla, artık dava konusu alacağın belli olduğunun da kabülü gerekmektedir. Hal böyle olunca kabul edilen asıl alacak miktarı üzerinden icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken, hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, usulün 438/7.maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının tüm temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenle mahkeme kararının hüküm bölümünün dört numaralı bendinde yer alan “Alacak yargılama ile belli olduğundan icra inkar tazminata talebinin reddine” cümlesinin hükümden çıkartılarak yerine "Likit ve muayyen nitelikte bulunan asıl alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine” cümlesinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 12.307,02 TL. kalan harcın davalıdan alınmasına, peşin alınan harcın davacıya iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15/11/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy