Beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuna teşebbüs ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından sanık ...'ın yapılan yargılaması sonunda; beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun basit cinsel istismarı suçundan ve diğer atılı suçtan mahkûmiyetine dair Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 26.12.2011 gün ve 2010/155 Esas, 2011/257 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtayca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmesi ve incelemenin de duruşmalı olarak yapılması talep edilmesi üzerine 18.12.2013 çarşamba günü saat 13.30'a duruşma günü tayin olunarak sanık müdafiine çağrı kağıdı gönderilmişti.
Belli günde Hâkimler Kurulu duruşma salonunda toplanarak Yargıtay Cumhuriyet Savcılarından Ahmet Beytar hazır olduğu halde oturum açıldı.
Yapılan tebligat üzerine dosyadaki vekâletnameye dayanarak sanık ... adına gelen Av. ... huzura alınarak duruşmaya başlandı.
Duruşma isteğinin süresinde ve yerinde olduğu anlaşıldıktan sonra uygun görülen talep ve mütalaa dairesinde sanık ... hakkında DURUŞMALI inceleme yapılmasına oybirliğiyle karar verilerek tefhim olunduktan sonra işin açıklanmasına dair raportör üye tarafından düzenlenen rapor okundu.
Raportör üye rapora ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirdi.
Sanık müdafii temyiz layihasını açıklayarak savunmada bulunup müvekkili hakkındaki hükmün BOZULMASINI istedi.
Sanık müdafii 9 sayfalık yazılı savunma dilekçesi sundu. Alındı, okundu, dosyasına konuldu.
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı tebliğname içeriğini tekrar etti.
Son sözü sorulan sanık müdafii savunmasına ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirmekle dosya incelenerek karar verilip tefhim olunmak üzere duruşmanın 08.01.2014 Çarşamba günü saat 13:30'a bırakılmasına oybirliğiyle karar verildi.
Belli günde oturum açıldı. Dava evrakı incelenerek gereği görüşülmüş olduğundan aşağıda yazılı karar ittihaz olundu.
Delillerle iddia ve savunma, duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş sübutu kabul olunan fillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, sanık müdafiin yerinde görülmeyen temyiz itirazları ile duruşmadaki savunmalarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 26.12.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
26.12.2013 tarihinde verilen işbu karar 08.01.2014 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Savcılarından ... hazır olduğu halde sanık müdafiin gıyabında tefhim olundu.
Karşı Oy
Yerel mahkemece yapılan yargılama sonunda; Sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan TCK.nın 103/1, 103/6, 62. maddeleri uyarınca sonuç olarak 12 yıl 6 ay hapis, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK.nın 109/1, 109/3-f, 109/5 ve 62. maddeleri uyarınca sonuç olarak 2 yıl 6 ay hapis cezasına hükmedilmiştir.
Mahkeme kararının dayanağı deliller, mağdur beyanları, tanıklar mağdurenin annesi ..., ...'a anlatması, onun da katılanlara bildirmesi sonucunda gerçekleşmiştir.
Tanık ... olayın görgü tanığı değil mağdurenin anlatmasına dayalı bilgi veren dolaylı tanıktır. Diğer tanıklardan ... ve ....iddianın doğru olmadığını beyan etmişlerdir. Mağdure tüm aşamalarda olayın TCK.nın 103/2. madde kapsamına girer şekilde işlendiğini beyan etmesine karşın dosyadaki 13.04.2010 tarihli Adli Tıp Kurumu raporu iddianın gerçek olmadığını belirlemiş, yine mağdurenin olay sonrası kanama ile ilgili annesine anlattıkları annesi/katılan ... taarfından doğrulanmamıştır.
Cinsel istismar suçları, tüm suçların kamu düzenini bozması nedeniyle genellikle gizlenerek işlenmesi yanında ahlaki açıdanda taşıdığı özellik nedeniyle gizliliğe daha ağırlık verilerek işlenmekte bu haliyle kanıt elde etme sorununu da beraberinde getirmektedir. Bu özelliği nedeniyle sübut konusunda, olayın özelliğine göre değişmekle birlikte olayın ortaya çıkış zamanı, biçimi, mağdurun aşamalarda uyumlu beyanı, bu beyanların yan delillerle desteklenmesi gibi hususlar göz önüne alınmaktadır. Bu ilkeler, suça öngörülen yaptırım miktarının yüksekliği gözönüne alınarak titizlikle uygulanmayı gerektirmektedir.
Somut olaya gelince; sanık ile mağdure/ailesi sık görüşmemekte ve ayrı evlerde yaşamakta olup, sanık mağdurenin iradesini baskılayacak durumda değildir. Sanık tüm aşamalarda atılı suçu ısrarla reddetmektedir. Mağdurenin sanık ile iddiaya konu olay sırasında yalnız kaldıkları hususu tanık Nermin beyanıyla doğrulanmamıştır. Mağdurenin suçun nitelikli haliyle gerçekleştiğine ilişkin iddiası Adli Tıp raporuyla çürümüştür. Mağdurenin olay sonrası kan lekesine ilişkin annesi ile konuşması annesi tarafından doğrulanmamıştır.
Tüm bu belirlemeler ışığında; olay tarihinden uzun zaman sonra olayın kolluğa intikali, mağdurenin gerçeklerle çelişen beyanları dışında sanığın atılı suçu işlediğine ilişkin yeterli, inandırıcı, her türlü kuşkudan uzak delil bulunmamaktadır. Nitekim bu kuşku ilk derece mahkemesinde de oluşmuş, karar bir üyenin beraat yönündeki karşı görüşüyle verilmiştir. Suçsuzluk asıl, suçluluk ise ispatlanmaya muhtaçtır. Suçu işlemiş olması muhtemel bir kişinin suçsuz bulunması, masum bir kişiye ceza verilmesine tercih edilmelidir. Hiçbir yan delille desteklenmeyen, aksine mağdure iddiasının tersi doğrultusundaki rapor ve annesinin beyanı karşısında itibar edilemez mağdure beyanıyla mahkûmiyet kararı verilmesi kuşkudan sanık yararlanır ilkesine aykırı olacağından mahkûmiyetin onanmasına ilişkin sayın çoğunluğun düşüncelerine katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy