(3533 S. K. m. 3)
Taraflar arasındaki davada, uyuşmazlığın çözümlenmesi için 3533 Sayılı Kanunun 3. maddesi gereğince Yargıtay Yüksek Birinci Başkanlığının 21.5.1974 gün ve 3559/4145 sayılı yazıları ile hakem seçilmiş olduğumdan taraflar vekilleri huzuru ile yapılan duruşma ve inceleme sonunda:
Dava: Davacı İdare avukatı 6.2.1969 günü verdiği dilekçesi ile İstanbul - Fatih ilçesi Acıbey mahallesi Şişhane çıkmazında kain taşınmazın kaydı bulunmadığından ve sahibi de bilinemediğinden bahsile kadastroca 2613 sayılı kanunun 22. maddesinin (H) bendi hükmüne dayanılarak 2701 ada ve 40 parsel numarası ile davalı Maliye Hazinesi adına tahdit ve tescil edildiğini, oysa bu yerin vakfa aidiyeti hakkında temessük kaydı bulunduğunu, müdevvere defterinde 2 Ağustos 94 tarihi ile 3/5 payının Fatma ve 2/5 payının da Sadberk adlarına mukayyet bulunduğu anlaşıldığını, taşınmazın yarısının sırf mülk ve yarısının da vakıf olması gerektiğini, mutasarrıfları Fatma ve Sadberkin 57 - 58 yıl önce bilavelet öldüklerini, bu durumda 1/2 payının mahlulen vakfa intikal edeceğini, hazine adına olan kaydın gerçeğe uymadığını ileri sürerek taşınmazın 1/2 payının vakfı adına düzeltilerek tesciline ve yargılama giderleriyle avukatlık parasının davalılara yükletilmesine karar verilmesini istemiştir.
Savunma: Davalı hazine vekili taşınmazların mutasarrıfları olduğu bildirilen Fatma ile Sadberkin bilavelet ölmedikleri, bunların miraslarının evlatlarına intikal ettiği, dava konusu yerin mahlulen vakfına rücu edemiyeceği nedeniyle davanın reddi gerektiği savunmasında bulunmuştur.
Uyuşmazlığın Dülbentçizade Hacı Mustafa Efendi Mescidi Şerifi Mektep ve Medresesi Vakfına ilişkin bulunduğu, 1927 yılında mazbuteye alındığı anlaşıldığından davanın rüiyeti Hakemliğimizin görevi içinde bulunmuş ve belirtilen konudaki davalının itirazı kabul edilmeyerek işin esası hükme bağlanmıştır.
Yapılan inceleme ve soruşturmaya ait gelen karşılık yazılan, kayıtlar, taşınmazın bulunduğu yerdeki uygulama, bilirkişilerin 14.4.1975 ve 29.9.1975 günlü raporlarından anlaşıldığı üzere;
Dava konusu taşınmaz kadastro komisyonunun 16.7.1959 günlü kararı ile; müdevvere defterinin 76 sahife ve 185 sıra numarasında 2 Ağustos 94 deruhte ile Tülbentcizade Mustafa Efendi Vakfından ve sırf mülk olarak 3/5 hissesi Fatma hanım ve 2/5 hissesi de Sadberk hanım namlarına tahrir gören Şişhane çıkmazı sokağında en eski ve en yeni 4 numaralı gayrimenkule taalluk ettiği, bu vakfa ait 1550 ve 1551 sayılı umum defterlerinde yapılan araştırmalarda mezkur deruhte ile Fatma ve Sadberk namlarına kayıt bulunamaması ve yapılan ilana rağmen vesaik ibraz ve mülkiyet iddiasında bulunan da olmadığından bahsile 2613 sayılı kanunun 22. maddesinin (H) bendi gereğince 2701 ada ve 40 parsel numarası verilerek Maliye Hazinesi adına tahdit ve tescil edilmiştir.
Halbuki civar parsellere ait kayıtlardan da yararlanılmak suretile yapılan uygulamada, elhaç Hüseyin kızı Ümmügülsünı adına olan ve münakale görmeyen, 27.S.1270 tarihiyle muteber bir kayıt halinde duran ve yapılan tahrirde evlatlarından Fatma ile Sadberk namlarına yazılan taşınmazın dava konusu yere ait olduğu saptanmıştır.
Fatma ve Sadberk bilavelet ölmemişlerdir. Bunların mirasları evlatlarına intikal etmiştir.
Bu durumda davacı idarenin mahluliyet iddiası sabit olmamıştır. Şayet davalı Maliye Hazinesi adına tahdit ve tescil gören taşınmazda bir hakları varsa bunu mutasarrıfları arayabilir.
Davacı avukatı son oturumda müvekkili idarenin nahluliyet kararı aldığını, bunun idari yargı yerince iptal edilmedikçe bağlayıcı bulunduğunu ileri sürmüştür.
2613 sayılı kanunun 22. maddesinin (H) bendi hükmü uyarınca kaydı bulunamadığından ve sahibi de bilinemediğinden hazine adına kadastroca tahdit ve tescil edilen, aslında kaydı olan ve vakfa ilişkin mutasarrıfları da bulunan taşınmaz için idarece alınan mahluliyet kararı, niteliği açıklanan mülkiyet uyuşmazlığının çözümünde etkili olamaz. Esasen hazine adına olan tescile karşı mutasarrıfların dava hakkı da vardır.
Şu durum karşısında davacı idare vekilinin bu iddiası da kanuni dayanaktan yoksun bulunmuştur.
O halde sabit olmayan ve yerinde bulunmayan davanın reddine karar verilmelidir.
Sonuç:
1 - Yukarıda açıklanan nedenlerle DAVANIN REDDİNE,
2 - Tapu kaydı üzerine konulan 12.2.1969 günlü ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına,
3 - Harçlar Kanununa göre alınması gereken 15 lira ret harcının peşin alınan (95.50) liradan mahsubu ile geri kalan (80.50) liranın isteği halinde davacıya geri verilmesine,
4 - Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı tebliğ masrafı (1.50) liranın davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5 - Dava olunanın değeri bulunan 13.732,20 lira üzerinden avukatlık ücret tarifesine göre takdir edilen (1375) lira avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Taraf vekilleri hazır oldukları halde, 3533 sayılı kanunun 6. maddesi gereğince kesin olarak 25.12.1975 gününde karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy