(1086 S. K. m. 237, 440) (743 S. K. m. 642)
Dava: Taraflar arasındaki satış vaadi sözleşmesi uyarınca tescil davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen (...) hükmün; Dairemizin 28.9.1989 gün ve 1989/1088 - 7841 sayılı ilamiyla bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davalı Ömer S. vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla gereği düşünüldü:
Karar: Dava konusu 10, 37 metrekare miktarındaki 3 parsel sayılı taşınmaz 19.4.1974 günüde Ömer K. 17.10.1973 gününde, karısı Hafize K. ise 5.3.1978 gününde ölerek Türkan, Dürdane, Yaşar ve Durmaz adındaki evlatlarına bırakmışlar; bunlardan Yaşar dışındakiler 3 sayılı parseldeki irsen ve teselsülen gelen paylarını 29.3.1978 gün 560, 20.3.1978 gün 509 ve 21.4.1978 gün 724 sayılı noterlikçe re'sen düzenlenmiş satış vaadi sözleşmeleri ile davacı Hasan'a Levent G.'a sattışını vaad ettikleri, sözleşmenin 1.8.1989 gününde tapuya şerhedildiği daha sonra Türkan, Dürdane ve Durmaz tapuda yazılı olup satış vaadi konusu 1/4'er payını davalı Ömer S.'ya temlik ettikleri, bunu sonucu olarak 3/4 payını davalı Ömer S., kalan 1/4 payını da murisin oğlu Yaşar K. adına olmak üzere kayıt tesi olunduğu, bu durumda davacı tapudaki anılan satışın iyiniyetle yapılmadığını ileri sürerek tapunun iptali ile sözü edilen sözleşmelere dayanarak 3/4 payın adına tescilini talep ve dava etmiş bulunmaktadır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne karar verilmiş, hükmün temyizi üzerine, 5 yıllık süre geçtiğinden şerhin kendiliğinden kalktığı, sözleşmenin varlığından haberdar olunmasının tapudaki iktisabı etkilemeyeceği ve anılan satışın muvazaalı olduğu da ileri sürülmediğinden, vesaireden bahisle davanın reddi gerekeceğine işaretle hüküm bozulmuş, mahalli mahkemece bozmaya uyularak bu kez davanın reddine karar verilmiş, bu karar ise temyiz yoluna başvurulmadan kesinleşmiş olduğu dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır.
Diğer yandan davacı önceki bozma ilamından mülhem olarak tapudaki satışın muvazaaya dayandığı iddiası ile eldeki bu davayı açmıştır.
Öncelikle belirtilmelidir ki ilk davada davacı tapudaki satışı kötü niyete makrun olduğunu beyanla iptal ve tescil isteminde bulunmuş, satışın muvazaalı olduğundan hiç bahsetmemiştir. Demek oluyor ki davacı satışın varlığını inkar etmemekte, ancak bunu iyiniyetli olmadığına değinmektedir. muvazaa deyimi Dairemizin ilk bozmasında belirtildiği biçimde geçtiğinden aynı yerle ilgili ikinci davaya neden teşkil etmiştir. Aslında muvazaanın varlığı hakkında ciddi bir sebebin kabulüne olanak yoktur. Davacı sözleşmelere dayanarak tapudaki bir satışın geçersizliğini iddia ile bu satışın iptalini istemiştir. Artık bundan sonra satışın bir de muvazaalı olduğunu araştırmak usul ve yasaya uygun değildir. Akdi geçer siz sayan bin neden meydana çıktıkça davanın yenilenmesi gibi bir durum meydana gelecektir. kesinleşmiş bir red kararı vardır, bunun değişik sebepler ileri sürülerek yeniden ikamesi hukukta istikrarı bozar. Davacının kaybettiği davasını başka yoldan tekrarlamak hukuk kurallarının benimsediği bir yol değildir. Tarafları bağlayıcı bir dava ve sonucu vardır. Esasen ilk davadaki hukuki sebeple ikincisinde dayanılan sebep yekdiğeri bakımından farklılık dahi göstermemektedir.
Öte yandan tarafların farklı olduğundan da söz edilemez. İptal edilecek tapunun maliki her iki davada da vardır. Diğer davalılar satış vaadinde bulunan kişilerdir ve tapu ile ilgili kalmamıştır. Davada yer almış olmaları zorunluluğu yoktur. Bir süre evvel kaybedilmiş bir dava başka bir sebeple yenilenemez. Kaldı ki, davanın yine reddi takdiri delillere göredir.
Bu itibarla karar düzeltme istemi yerinde ve yasaya uygundur. Kabulü gerekmektedir.
Sonuç: Belirtilen nedenlerle karar düzeltme isteminin kabulü ile mahalli mahkemesinin 26.10.1988 gün 1986/173 esas, 1988/237 karar sayılı hükmünün (davanı reddine ilişkin) ONANMASINA, (...) 8.2.1990 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı satış vaadi sözleşmesine dayanarak davalı tarafa ait tapunun iptalini ve adına tescilini istemiştir. Yerel mahkeme davayı reddetmiştir.
Dairemizde yapılan temyiz incelemesinde hüküm oyçokluğu ile bozulmuştur.
Bu kez davalı taraf karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Dairemizde çoğunluk düzeltme isteğinin kabulü görüşünü benimsemiş ise de bu görüşe katılmak olanaksızdır.
Şöyle ki: Davacının daha önce açtığı ve aleyhine sonuçlanan 987/48 Esas, 987/68 karar sayılı dosyada aynı konu ele alınmış ise de hukuki sebep tamamen farklıdır. Anılan dosyada doğrudan satış vaadi sözleşmesine dayalı olarak açılan bir dava söz konusudur ve orada muvazaa ileri sürülmemiştir.
Yerel mahkeme eski dosyada, tapuda yapılan satışı üstün tutmuştur. Kararın dayandığı, tapuda yapılan devir işlemidir. Muvazaa konusu ileri sürülmemiş ve incelenmemiştir. Kaldı ki yine eski davanın 26.5.1986 günlü onama kararında dahi (muvazaanın ileri sürülmediğine) değinilmiştir. Yani muvazaa ileri sürülmediği için tapuda yapılan satışın üstün tutulduğu gerekçe olarak gösterilmiştir. Demek ki muvazaa savı ile bir dava açılabilecektir.
Hukuki sebep tamamen farklıdır. Ayrıca davalı tarafta başka kişiler de yer almıştır. O halde HUMY'nin 237. maddesinde tanımı yapılan kesin hüküm yoktur ve kesin hükümden bahsedilemez.
Tarafı ayrı, hukuki sebebi ayrı iki dava vardır. İkinci dava ayrık yönlü ve muvazaaya dayalı bir davadır.
Dosyadaki kanıtlara ve tüm dosya kapsamına göre muvazaa kanıtlanmıştır. Davanın kabulü zorunlu hale gelmiştir. Bu olguya rağmen davanın reddi yolunda hüküm kurulması gerektiği düşüncesiyle yerel mahkeme kararının onanması yoluna gidilemez. Karar düzeltme isteğinin kabulünü gerektiren bir sebep yoktur.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle karar düzeltme isteğinin reddi gerektiği inancı ile çoğunluğun kabule yönelik düşüncesine katılmıyoruz. Karara karşıyız.
Full & Egal Universal Law Academy