(743 S. K. m. 932)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 18.01.1994 gününde verilen dilekçe ile tapuya dayalı elatmanın önlenmesi ve ecrimisil karşı davada ise tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde bedelin iadesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; takip edilmediğinden elatmanın önlenmesi davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, karşı tapu iptali ve tescil davasının reddine dair verilen 29.12.1995 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı A., karşı davasında Yugoslavyada otururken yengesi bulunan ve Türk vatandaşı olan H.e onun adına fakat kendi hesabına bir daire almak üzere para gönderdiğini, sözleşmeye göre gönderilen para ile H. daireyi önce adına alacak sonrada özde malik bulunan A.e tapudan onun Türk vatandaşı olmasını müteakip ferağ verecektir. H. taşınmazı almış, davacı A. de Türk vatandaşı olmuş buna rağmen tapuyu A.e intikal ettirmeden M. Karakoça muvazaalı olarak satmış olduğundan davacı inanç sözleşmesi ve muvazaaya dayanarak tapu iptali ve tescil istemiştir. M. Karakoç dava devam ederken bu taşınmazı T. Kayaya tapudan devrettiğinden HUMK. nun 186. maddesine dayanarak T. davaya dahil edilmiştir. Mahkeme resmi senetle satış işlemi yapılmadığından dolayı davayı reddetmiş, hükmü A. temyize getirmiştir.
Dava inanç sözleşmesi ve muvazaa iddiası ile açılmıştır. İnanç sözleşmesinin kanıtlanması için 05.02.1947 tarih 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca A. ile H. arasında yapılmış yazılı bir sözleşme bulunması kafidir. H.in M. Karakoça davacının şahsi hakkını boşa çıkartmak amacıyla ve muvazaalı olarak tapudan taşınmaz satışının muvazaalı olduğuna dair davacının iddiasını her türlü delille kanıtlaması mümkündür. Ayrıca bu dava devam ederken M. Karakoçun da tapudan vaki devri aynı usullerle muvazaayı ispatı ile gerçek bir satış olmadığı kanıtlanabilir. 31.08.1987 tarihli A. ile H. arasında geçen bir adi yazılı belge bulunmaktadır. Bu yazılı belgede H.in de, A.in de imzası vardır. O halde davacı H. ile A. arasında inanç sözleşmesini ispata yarar bir yazılı belge mevcuttur. Bunun bir şahsi hak belgesi olarak değerlendirilmesi gerekir. Ayrıca M. Karakoçun H. aleyhine adi takip yaparak icrada kovuşturduğu ve de H.e gelerek M.un yapmış olduğu takibi kabul ettiği ve tapudan ferağ verme yolunu yeğleyerek H.in M. Karakoça taşınmazın intikalini sağladığı anlaşılmıştır. Bütün bunların yani M. Karakoç ve T. Kayaya tapudan olan geçişlerin muvazaalı olduğunu davacı bu işlemlerde üçüncü şahıs durumunda olduğu için her türlü delille kanıtlayabilir. Bu imkanın ona tanınması gerekir. Bunlar üzerinde durulmadan H. ile A. arasında resmi şekilde düzenlenmiş sözleşme bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 20.05.1996 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy