(2762 S. K. m. 29) (3402 S. K. m. 12/3) (1086 S. K. m. 186)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 4.5.1999 gününde verilen dilekçe ile vakıf şerhinin tapuya yazılması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 19.12.2000 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne duruşma isteminin değer yönünden reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, dava konusu taşınmazların geldi kayıtlarında bulunan Bozacı Sultan vakfı şerhinin kayıtlara işlenmesini istemiştir.
Davalı davanın reddini savunmuş, Mahkemece hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı idare vekili temyize getirmiştir.
Dava konusu taşınmazların bulunduğu yere 1958-1959'lu yıllarda kadastro gelmiştir. Buna göre nizalı taşınmazların nev'i Bozacı Sultan vakfından olduğu tapuda yazılı bulunduğu halde taviz bedelleri için vakıf şerhi tapuya işlenmeden tapu tesis edilmiştir. Sonradan Vakıflar İdaresinin başvurusu üzerine vakıf şerhi tapuya işlenmiş, tapu malikinin açtığı dava üzerine Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı ile tapuya konan bu vakıf şerhinin mahkeme kararı olmaksızın tek taraflı idari bir işlem ile konulamayacağından bahisle iptaline karar verilmiştir. İşte şimdi davacı idare vekili söz konusu vakıf şerhinin tapu kaydına yeniden yazılmasını istemektedir.
Tapu kayıtlarının incelenmesinden, çekişmeli taşınmazların vakıf malı olduğu ve işlenmesi istenen şerhin tapu tesis tarihinde kayıtlı bulunduğu anlaşılmıştır. İddia ve savunmanın içeriğinden taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davaya konu şerhin ilişkin bulunduğu haktan, özellikle taviz bedelinden kaynaklandığı açıktır. Kuşkusuz böyle bir uyuşmazlığın sağlıklı olarak çözümlenebilmesi, mukataalı ve icaretinli vakıf mallarının mutasarrıfları adına nasıl tasfiye edileceğinin, taviz bedelinin hukuksal niteliğinin ne olduğunun, ayrıca bundan kimin sorumlu tutulması gerektiğinin bilinmesine bağlıdır.
Vakıflar Kanununun yürürlüğe girmesi ile taviz bedellerinin ödenmesi ve Vakıfların tasfiyesi ile ilgili durumlar düşünülmüş olup buna göre 10 yıllık süre içinde tasfiye bedellerinin ödenmesi ile vakıfları kullanan mutasarrıflara dönüşünün sağlanması amaçlanmıştır. Ve son olarak Vakıflar Kanununun 2888 sayılı Kanunla değişik 29. maddesi ile ödenmeyen icaretin ve mukataalar ivaza dönüşmüştür ve vakfın hakkı bu ivaz karşılığında taşınmazın tamamı üzerinde ipotekle temin edilmiş sayılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19960/4-560 esas 1996/784 sayılı kararına göre, 2888 sayılı kanunla değişik Vakıflar Kanununun 29. maddesi ve özellikle İcaretinli ve mukataalı vakıf taşınmaz malların taviz bedelleri mutasarrıflarınca ödenip, mülkiyeti devralanlar için öngörülen 10'ar yıllık sürelerin dolmasından sonra mülkiyetin mutasarrıfa geçeceği ve vakfın bu taşınmaz üzerindeki hakkının ivaza dönüşeceği, vakfın bu hakkı içinde taşınmazın tamamı üzerinde ipotek tesis edilmiş sayılacağı ilgili yasa hükmü gereğidir. Hukuk Genel Kurulunun 1.9.1990 gün 332/415 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere taviz bedeli ödenmedikçe temliki tasarruf yapılamayacağına ilişkin takyit bir gayrimenkul mükellefiyetidir.
Yukarıda bahsedilen 2888 sayılı kanunla değişik 29. maddenin getirdiği kanuni ipotek hakkı gayrimenkulü takip edeceğinden vakıf şerhi artık bir yasal takyittir. Bu niteliği itibarıyla 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi bu davalarda uygulanmaz. Bu yön gözetilmeden hak düşürücü süre geçtiğinden bahisle ret kararı verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Öte yandan; dosya içinde bulunan tapu kayıtlarının incelenmesinden, dava konusu 106 ada 5,7 ve 107 ada 1, 2, 3, 7, 8 parsel sayılı taşınmazların mülkiyetinin davalıya ait olmadığı anlaşılmıştır. Bu taşınmazlar dava tarihinden önce el değiştirmiş ise, açılan davanın bu parseller yönünden husumet yokluğundan reddine, dava tarihinden sonra el değiştirmiş ise, HUMK. nun 186. maddesi uyarınca davacı vekiline önel verilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin de düşünülmemesi ayrıca bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı idare vekilin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 18.9.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy