(2762 S. K. m. 29) (3402 S. K. m.12/3)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 17.6.1998 gününde verilen dilekçe ile vakıf şerhinin tapuya kaydının yazılması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 19.12.2000 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne duruşma isteminin değer yönünden reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, dava konusu taşınmazın geldi kayıtlarında bulunan Sultan Beyazıt vakfı şerhinin kayıtlara işlenmesini istemiştir.
Davalılar davanın reddini savunmuşlar, Mahkemece hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı idare vekili temyize getirmiştir.
Dava konusu Taşınmazların bulunduğu yere 1958-1959'lu yıllarda kadastro gelmiştir. Buna göre nizalı taşınmazın nev'i Sultan Beyazıt vakfından olduğu tapuda yazılı bulunduğu halde taviz bedelleri için vakıf şerhi tapuya işlenmeden tapu tesis edilmiştir. Sonradan Vakıflar İdaresinin başvurusu üzerine vakıf şerhi tapuya işlenmiş, tapu maliklerinin açtığı dava üzerine Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı ile tapuya konan bu vakıf şerhinin mahkeme kararı olmaksızın, tek taraflı idari bir işlem ile konulamayacağından bahisle iptaline karar verilmiştir. İşte şimdi davacı idare vekili söz konusu vakıf şerhinin tapu kaydına yeniden yazılmasını istemektedir.
Tapu kayıtlarının incelenmesinden, çekişmeli taşınmazın vakıf malı olduğu ve işlenmesi istenen şerhin tapu tesis tarihinde kayıtlı bulunduğu anlatılmıştır. İddia ve savunmanın içeriğinden taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davaya konu şerhin ilişkin bulunduğu haktan, özellikle taviz bedelinden kaynaklandığı açıktır. Kuşkusuz böyle bir uyuşmazlığın sağlıklı olarak çözümlenebilmesi, mukataalı ve icaretinli vakıf mallarının mutasarrıfları adına nasıl tasfiye edileceğinin, taviz bedelinin hukuksal niteliğinin ne olduğunun, ayrıca bundan kimin sorumlu tutulması gerektiğinin bilinmesine bağlıdır.
Vakıflar Kanununun yürürlüğe girmesi ile taviz bedellerinin ödenmesi ve Vakıfların tasfiyesi ile ilgili durumlar düşünülmüş olup buna göre 10 yıllık süre içinde tasfiye bedellerinin ödenmesi ile vakıfları kullanan mutasarrıflara dönüşünün sağlanması amaçlanmıştır. Ve son olarak Vakıflar Kanununun 2888 sayılı Kanunla değişik 29. maddesi ile ödenmeyen icaretin ve mukataalar ivaza dönüşmüştür. Ve vakfın hakkı bu ivaz karşılığında taşınmazın tamamı üzerinde ipotekle temin edilmiş sayılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1996/4-560 esas, 1996/784 sayılı kararına göre, 2888 sayılı kanunla değişik Vakıflar Kanununun 29. maddesi ve özellikle icaretinli ve mukataalı vakıf taşınmaz malların taviz bedelleri mutasarrıflarınca ödenip, mülkiyeti devralanlar için öngörülen 10'ar yıllık sürelerin dolmasından sonra, mülkiyetin mutasarrıfa geçeceği ve vakfın bu taşınmaz üzerindeki hakkının ivaza dönüşeceği, vakfın bu hakkı içinde taşınmazın tamamı üzerinde ipotek tesis edilmiş sayılacağı ilgili yasa hükmü gereğidir. Hukuk Genel Kurulunun 19.9.1990 gün 332/415 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere taviz bedeli ödenmedikçe temliki tasarruf yapılamayacağına ilişkin takyit bir gayrimenkul mükellefiyetidir.
Yukarıda bahsedilen 2888 sayılı Kanunla değişik 29. maddenin getirdiği kanunu ipotek hakkı gayrimenkulü takip edeceğinden vakıf şerhi artık bir yasal takyittir. Bu niteliği itibariyle 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi bu davalarda uygulanmaz.
Bu yön gözetilmeden hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle red kararı verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı idare vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 18.9.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy