(743 S. K. m. 634) (1086 S. K. m. 288, 292, 293) (818 S. K. m. 19)
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 20.8.1999 gününde verilen dilekçe ile kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 7.12.2000 günlü hükmün Yargıtay'ca İncelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, tapuda davalı kardeşi C.Ç adına kayıtlı birlikte aldıkları taşınmaz üzerine dava dışı kardeşleri M ile birlikte üç katlı bina yaptıklarını, bina ve arsada 1/3 oranında pay verileceğini, buna ilişkin anlaşma da yaptıklarını ileri sürerek, sözleşmedeki payı oranında tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, sözleşmenin ifa olanağının bulunmadığını, kat irtifakı kurulduğunda 1/3 payı davacıya vereceğim, ayrıca davacının sözleşme gereği edimini de yerine getirmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, taşınmazın hisseli olduğu, bu aşamada kat irtifakı yada kat mülkiyeti kurulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. 5.2.1947 tarih 20/6 sayılı içtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi; inanç sözleşmesi, inanç gösterilene bir hakkın kullanılmasında davranışlarım, inanç gösterenin tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler. Diğer bir anlatımla, inanç gösterilen kişi, inanç gösteren namına yapılacak bir işlemden sonra, taşınmadın mülkiyetim ona (inanç gösterene) geçirme yükümlülüğü altına girmiş ise, yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde, bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmeleri her türlü delille kanıtlanabilir nitelikte sözleşmelerdir. Ancak; değeri Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'ndaki yazılı delil ile kanıtlanma sınırı içinde ise artık yazılı belge sunulması gerekir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri imzalı belgeler yada en azından olayın tamamının ispatına yeterli olmamakla birlikte, bunun vukuuna delalet edebilecek karşı taraf elinden çıkmış yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge de olabilir. Yazılı delil başlangıcının bulunması halinde artık; tanık dahil her türlü delil ile sözleşme kanıtlanabilir.
Somut olayda, 25.6.1991 tarihli, satış taahhütnamesi başlıklı bir sözleşmeye dayanarak davacı, imar ile 5 parsel numarası almış 43 parsel sayılı taşınmazda zemin ve bina üzerinde 1/3 oranında mülkiyet iddiasında bulunmaktadır. Taşınmazın başlangıçta hisseli tarla niteliğinde olması nedeniyle tapunun davalı adına yazıldığını belirtmiştir. Yazılı delil başlangıcı niteliğinde ve davalının imzasını taşıyan belgede bu iddialar doğrulanmaktadır. Davalıda belgeyi doğrulamış, kat irtifakı kurulamadığından tapunun verilemediğini belirtmiş, olduğuna göre inanç sözleşmesi gereği, kat irtifakı kurulması olanağı bulunmaz ise, artık imar parselinde zeminde pay verilebileceğinden, davalı payının 1/3 nün davacı adına tesciline karar vermek gerekirken, davanın tümden reddi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 05.10.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy