(2762 S. K. m. 29) (3402 S. K. m. 12/3)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 10.5.2000 gününde verilen dilekçe ile tapu kaydına vakıf şerhinin yazılması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; divanın reddine dair verilen 25.10.2000 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı ve davalı vekilleri tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, dava konusu taşınmazların geldi kayıtlarında bulunan Gülbahar Sultan Hatun vakfı şerhinin kayıtlara işlenmesini istemiştir.
Davalı kesin büküm bulunduğu ve hak düşürücü sürenin geçtiğinden davanın reddini savunmuş, Mahkemece hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı idare vekili ve davalı vekili temyize getirmiştir.
Dosya kapsamına, toplanan delillere ve kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı idare vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Dava konusu taşınmazların bulunduğu yere 1970'li yıllarda kadastro gelmiştir. Buna göre nizalı taşınmazların nev'i "Gülbahar Sultan Hatun" Vakfından olduğu tapuda yazılı olduğu halde taviz bedelleri için vakıf şerhi tapuya işlenmeden tapu tesis edilmiştir. Sonradan Vakıflar İdaresinin başvurusu üzerine vakıf şerhi tapuya işlenmiş, tapu maliklerinin açtığı dava üzerine Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı ile tapuya konan bu vakıf şerhinin mahkeme kararı olmaksızın, tek taraflı idari bir işlem ile konulamayacağından bahisle iptaline karar verilmiştir. İşte şimdi davacı idare vekili söz konusu vakıf serilinin tapu kaydına yeniden yazılmasını istemektedir.
Tapu kayıtlarının incelenmesinden, çekişmeli taşınmazların vakıf malı olduğu ve işlenmesi istenen şerhin tapu tesis tarihinde kayıtlı bulunduğu anlaşılmıştır. İddia ve savunmanın içeriğinden taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davaya konu şerhin ilişkin bulunduğu haktan, özellikle taviz bedelinden kaynaklandığı açıktır. Kuşkusuz böyle bir uyuşmazlığın sağlıklı olarak çözümlenebilmesi, mukataalı ve icaretynli vakıf mallarının mutasarrıfları adına nasıl tasfiye edileceğinin, taviz bedelinin hukuksal niteliğinin ne olduğunun, ayrıca bundan kimin sorunlu tutulması gerektiğinin bilinmesine bağlıdır.
Vakıflar Kanununun yürürlüğe girmesi ile taviz bedellerinin ödenmesi ve Vakıfların tasfiyesi ile ilgili durumlar düşünülmüş olup buna göre 10 yıllık süre içinde tasfiye bedellerinin ödenmesi ile vakıfları kullanan mutasarrıflara dönüşünün sağlanması amaçlanmıştır. Ve son olarak Vakıflar Kanununun 2888 sayılı Kanunla değişik 29. maddesi ile ödenmeyen icaretyn ve mukataalar ivaza dönüşmüştür ve vakfın hakkı bu ivaz karşılığında taşınmazın tamamı üzerinde ipotekle temin edilmiş sayılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1996/4-560 esas, 1996/784 sayılı kararına göre, 2888 sayılı Kanunla değişik Vakıflar Kanununun 29. maddesi ve özellikle icaretynli ve mukataalı vakıf taşınmaz malların taviz bedelleri mutasarrıflarınca ödenip, mülkiyeti devralanlar için öngörülen 10'ar yıllık sürelerin dolmasından sonra, mülkiyetin mutasarrıfa geçeceği ve vakfın bu hakkı içinde taşınmaz üzerindeki hakkının ivaza dönüşeceği, vakfın bu hakkı içinde taşınmazın tamamı üzerinde ipotek tesis edilmiş sayılacağı ilgili yasa hükmü gereğidir. Hukuk Genel Kurulunun 19.9.1990 gün 332/415 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere taviz bedeli ödenmedikçe temliki tasarruf yapılamayacağına ilişkin takyit bir gayrimenkul mükellefiyetidir.
Yukarıda bahsedilen 2888 sayılı Kanunla değişik 29. maddenin getirdiği kanuni ipotek hakkı gayrimenkulü takip edeceğinden vakıf şerhi artık bir yasal takyittir. Bu niteliği itibarıyla 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi bu davalarda uygulanmaz.
Belirtilen tüm yasa hükümleri ve ilkelerin ışığı altında, taşınmazlara ilişkin tapu kayıtlarının ilk geldisinden itibaren, bütün intikalleri ile birlikte, şahsiyet ve vakfiyet durumlarını gösterir kayıt ve öteki belgeler (Vakfın icaretyn ve mukataa hesap ve defter örnekleri ile) ilgili mercilerden getirtilmeli, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünden ve Vakıflar Genel Müdürlüğünden kayda işaret edilmiş vakfın türü hakkında bilgi alınmalı, vakfın niteliği, dava konusu taşınmazların vakıf malı olup olmadığı ve diğer hususlar araştırılıp, belirlenen sonuca göre bir karar vermek gerekirken hiçbir araştırma yapmadan hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle ret kararı verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı idare vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 16.10.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy