(743 S. K. m. 634) (818 S. K. m. 18, 213)
Dava: Dava; satış vaadi sözleşmesine dayalı cebri tescil, karşı dava ise; satış vaadi sözleşmesinin vekalet yetkisinin kötüye kullanılması suretiyle muvazaalı olarak düzenlendiği iddiasıyla satış vaadi sözleşmesinin iptali isteğine ilişkindir.
Mahkeme; her iki davanın da reddine karar vermiş, hükmü; her iki taraf vekili de temyiz etmiştir.
Satış vaadi sözleşmesine konu taşınmaz sözleşme tarihinde müşterek mülkiyet şeklinde tapuda kayıtlı olup davalı 5.624/8164 pay sahibi olarak taşınmazın en büyük paydaşıdır. Kalan paylar ise satış vaadi borçluları M. Ş. A., M. A., M. A ( Ü. ) ve anneleri F. Ş. A. adınadır.
Sözü edilen küçük pay sahipleri 1.3.1988 tarihli noterlikçe düzenlenmiş vekaletname ile davacının eşi olan dava dışı N. Ş.'i vekil tayin etmişlerdir. Vekaletnamede, bu taşınmazın vekil tarafından dilediği kişilere, dilediği bedelle satılabilmesi, satış vaadi sözleşmesine konu edilmesi ve satış bedelinin tahsili konularında vekile yetki vermişlerdir.
Yukarıda sözü edilen küçük pay sahiplerine ait hisseler için aynı gün ( 24.9.1988'de ) biri Hatay'da diğeri Beyoğlu'nda olmak üzere iki ayrı satış vaadi sözleşmesi düzenlenmiştir.
Hatay'daki sözleşme, 10 yıl önce tayin edilen vekil tarafından, saat 11.30'da kendi eşine bu payların satışının vaat edilmesi biçiminde yapılmış ve aynı gün saat 16.05'te tapu siciline şerh edilmiştir.
Beyoğlu'ndaki sözleşme ise bizzat küçük pay sahipleri tarafından taşınmazın büyük hissedarı ile aynı gün fakat öğleden sonra yapılmıştır. Daha sonraki bir tarihte ( 10.12.1998'de ) tapuya şerh edilmiştir.
Şu hali ile Hatay'da düzenlenen davacı dayanağı sözleşme diğerine göre daha önceki zamanlıdır.
Daha sonra vekil olarak tayin edilen büyük hissedarın oğlu küçük pay sahiplerine vekaleten bu payları babası olan taşınmazın büyük ortağı davalıya 8.7.1999 tarihinde tapudan satarak Beyoğlu'nda düzenlenen ikinci sözleşmenin ifasını gerçekleştirmiş ise de bu iktisap Hatay'da düzenlenen ilk satış vaadi sözleşmesinin şerhi ile yükümlü olarak gerçekleşmiştir.
Açıklanan bu sürece göre uyuşmazlık şahsi hakların yarışması biçiminde şekillenmekte olup; kural olarak, mukaddem oluşu nedeniyle davacının şahsi hakkına üstünlük tanınması gerekir. Konu, karşı davacının şahsi hakkı ile davalının ayni hakkının karşılaştırılması biçiminde de ele alınsa varılacak sonuç değişmeyecektir, çünkü; davalının şerhle yükümlü olarak ayni hak iktisap etmesi nedeniyle yine davacının şahsi hakkına kural olarak üstünlük tanınması gerekecektir.
Daha sonraki tarihli belge ile oluşan davalı hakkının üstünlüğü, yalnız ve ancak önceki tarihli davacı dayanağı sözleşmenin muvazaalı olarak düzenlendiğinin kanıtlanması halinde mümkündür.
Somut olayda böyle bir muvazaa ilişkisi bulunduğu kanıtlanamamıştır. Her şeyden önce satış vaadi borçlularının on yıl önce vermiş bulundukları vekaletnamenin kötüye kullanıldığı şeklinde bir iddiaları yoktur. Aksine, vekilin yaptığı sözleşmeye değer verilmesini istedikleri tanık olarak verdikleri ifadelerden anlaşılmaktadır. Bu durumda Hatay'da düzenlenen ilk sözleşmeye değer verilmemesi münhasıran; satış vaadi borçluları, vekil ve alıcının el ve işbirliği içinde, muvazaalı olarak bu sözleşmeyi yaptıklarının kanıtlanmasına bağlıdır. Bu sözleşmenin tarafı olmayan davalı muvazaa iddiasını üçüncü kişi olarak tanık dahil her türlü delille kanıtlayabilir ise de, dosya içeriği ve toplanan kanıtlara göre muvazaa iddiası kanıtlanamamıştır. Aksine davacı tanıklarının anlatımlarına göre, satış vaadi borçlularının bu paylarını on yıl önce haricen davacıya satmış oldukları, bu amaçla vekaletname verdikleri, bu vekaletname kullanılmak suretiyle satış vaadi sözleşmesi düzenlenerek harici satışa hukuki geçerlilik kazandırılmak istendiği anlaşılmaktadır.
Açıklanan tüm bu nedenlerden ötürü davacı ( karşı davalı ) davasının kabulü ile davalı ( karşı davacı ) davasının reddine karar verilmesi gerekirken, değişik düşünce ve gerekçe ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görüldüğünden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı ( karşı davacı ) vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, davacı ( karşı davalı ) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine, 97.500.000 lira duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 29.1.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy