(4721 S. K. m. 2)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 4.6.1997 tarihinde verilen dilekçe ile gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayalı cebri tescil, birleştirilen karşı davada ise satış vaadi sözleşmesinin iptali istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine, birleştirilen davanın kabulüne dair verilen 13.11.2000 tarihli hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak tetkiki davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin edilen 16.10.2001 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av. Zülfi ... ile karşı taraftan davalı vekili Av. Sümer ... ve Av. Ömer ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı cebri tescil isteğine ilişkindir. Birleştirilen dava ise; satış vaadi sözleşmesinin iptali istemine ait bulunmaktadır.
Mahkeme; cebri tescil davasının reddine, satış vaadi sözleşmesinin iptali davasının kabulüne karar vermiş, hükmü; davacı vekili temyize getirmiştir.
Satış vaadi sözleşmesi kanunun aradığı biçim koşullarına uygun olarak düzenlenmiş olup sözleşme içeriğine göre de satış bedeli tamamen ödenmiş bulunmaktadır.
Satış vaadi borçlusu davalı şirket sözleşmenin kredi borcunun teminatı olarak düzenlendiğini savunmuş ve bu savunmasını kanıtlamak bakımından bazı protokoller sunmuş ise de; bu protokollerin adiyen düzenlenmiş olduğu, banka kayıtlarında yer almadığı anlaşılmıştır. Ayrıca müflis bankanın bu protokoller için Damga Vergisi Kanununa uygun olarak damga vergisini tahsil edip protokole damga vergisinin alınışı ile ilgili kayıt düşmesi gerekirken bu kanuni zorunluluğun da yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.
Bu hususların bankanın iç ilişkilerini ilgilendiren dahili işlemler olduğu, protokollerin geçerliliğini etkilemeyeceği savunulmakta ise de; iflas öncesi banka ile davalı şirket arasındaki çıkar birliği yukarda açıklanan olgularla birlikte değerlendirildiğinde hali icabı ve hayatın olağan akışı karşısında böyle bir savunmaya değer verilmesi mümkün görülmemiştir. Artık bu protokollerin iflas aşamasında delil yaratmak amacıyla düzenlenmediğini kanıtlamak satış vaadi borçlusu davalıya düşer. Davalı taraf ise bu hususu kanıtlayamamıştır.
Esasen ticari şirket olan davalının basiretli bir tacir gibi hareket etmesi, kredi borcu için teminat vermek istiyorsa bunu taşınmazların üzerine ipotek tesis ettirmek suretiyle gerçekleştirmesi, taşınmazları için satış vaadinde bulunmaması, en azından satış vaadi sözleşmesinin gerçekte teminat amaçlı düzenlendiğine dair kesin ve inandırıcı delil elde etmesi gerekirdi. Bunları gözönüne almayan davalı şirketin şimdi kendi ihmal ve kusurunun neticelerinden müflis bankanın alacaklılarının sorumlu tutulmasını beklemesi haklı kabul edilemez.
Bütün bu hususlar nazara alınmadan delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı olduğu biçimde karar verilmesi isabetsiz bulunduğundan hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde iadesine, 20.000.000 TL. duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 11.12.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy