(743 S. K. m. 671) (1086 S. K. m. 388)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine 16.4.2001 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 31.10.2001 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi dahili davalı Hazine vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, 2570 parsel sayılı taşınmazının genel yola bağlantısının bulunmadığını ileri sürerek, davalı Belediye Başkanlığına ait olduğunu ileri sürdüğü 4100 parsel sayılı taşınmaz üzerinde geçit hakkı kurulmasını istemiştir.
Taşınmazın Hazine adına tapuda kayıtlı olduğunun anlaşılması üzerine, davaya dahil edilen 4100 parsel sayılı taşınmaz maliki, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 4100 ve 2568 parsel sayılı taşınmazlar üzerinden davacı taşınmazı lehine geçit hakkı kurulmasına, geçit bedeli mahkeme veznesine depo edildikten sonra ve karar kesinleştikten sonra geçit hakkının 2570 sayılı parselin kaydına yazılmasına şeklinde hüküm kurulmuştur.
Hükmü, 4100 parsel sayılı taşınmaz maliki temyiz etmiştir.
Dava, açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 743 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 671 inci maddesi uyarınca geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Geçit hakkı davalarını, genel yola bağlantısı bulunmayan (geçit yoksunluğu-mutlak geçit ihtiyacı), ya da, yolu bulunmasına rağmen bu yol ihtiyacını karşılamayan (geçit yetersizliği-nispi geçit ihtiyacı) taşınmaz maliki açabilir.
Geçit ihtiyacı olan kişi, davasını öncelikle evvelki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı, böyle bir uygunluk yok ise, davanın taşınmazından geçit verilmesinden en az zarar görecek kişiye karşı yöneltilmesi gerekir.
Geçit hakkı verilmesi isteğine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur.
Mahkemece, geçit saptanırken taraf yararlarının gözetilmesi gerekeceği ilkesi de davanın bir diğer belirleyici unsurudur. Ülkemizde arazi düzenlemesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın doğrudan yol ihtiyacının karşılanmamış bulunması geçit davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Geçit hakkı, taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan almaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri de esas alınmalıdır. Geçit ihtiyacının nedeni, taşınmazın niteliği ile ihtiyacın nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı, davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara göre belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi de gözetilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel de yine objektif kriterlere, taşınmazın niteliğine göre seçilecek bilirkişiler aracılığı ile saptanmalıdır. Saptanan bu bedel, hükümden önce depo ettirilmelidir. Ülkemizdeki yüksek enflasyon nedeniyle, hükümden sonra bedelin ödenmesine olanak sağlamak geçit hakkı sahibinin yıllar sonra bu bedeli ödemesi sonucunu doğurabilir ki buda maddenin amacıyla çelişir.
Somut olayda, dava başlangıçta kayıt maliki olmayan kişiye karşı açılmıştır, daha sonra kayıt maliki harçsız dilekçe ile davaya dahil edilmiştir. Bir davada ıslahla dahi taraf değiştirmenin mümkün olmadığı da gözetilmeden, davanın sıfat yokluğundan reddine karar vermek gerekirken, işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre de;
Aleyhine geçit kurulan 2568 parsel sayılı taşınmaz malikleri de harçsız dilekçe ile davaya dahil edilmiştir. Usulünce taraf sıfatı kazanmayan kişiler aleyhine hüküm kurulması da usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
Ayrıca, geçit bedeli depo ettirilmediği gibi, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388/son maddesi hükmüne de aykırı olarak bu bedel ödendiğinde geçit hakkının kurulmasına şeklinde koşula bağlı hüküm kurulmuştur. Bu uygulamada doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 29.03.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy