(4721 S. K. m. 1027) (743 S. K. m. 935)
Dava: Davacı tarafından, davalılar aleyhine 21.9.2001 gününde verilen dilekçe ile tapuda isim ve baba ismi ile murise ait soyisim düzeltilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 22.11.2001 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, maliki olduğunu ileri sürdüğü Çatalöz Mevkii 3406 parsel sayılı taşınmazın kaydında Mustafa oğlu Hüseyin D. yazılı isminin "Ahmet oğlu Hasan Hüseyin D." olarak düzeltilmesini, bununla birlikte murisi Zeliha D.'nun malik olduğu Vardallı mevkii 2400 parselde murisin B. yazılı soy isminin "D." olarak düzeltilmesini istemiştir.
Davalı vekili davanın reddini savunmuş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.
Dosya kapsamına, toplanan delillere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin dava konusu 2400 parsel sayılı taşınmaza ilişkin ve aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
3406 parsel sayılı taşınmaza ilişkin temyiz istemine gelince;
Dava, tapuda isim ve baba ismi düzeltilmesi isteğine ilişkindir. Taşınmazların edinimi sırasında tapuya malik isminin hatalı yazılmasından kaynaklanan bu tür davalarda, düzeltme sonucu kayıt malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet nakline sebebiyet verilmemesi gerekir. Başka bir deyişle, bu tür dava yolu ile tapu kayıtlarındaki malike ait nüfus bilgilerinde yanlışlık olduğu takdirde bu kayıtların düzeltilerek nüfus kayıtlarına uygun hale getirilmesinin sağlanması amaçlanmıştır. Yani düzeltme isteyen ile tapu malikinin aynı kişi olması gerekir.
Oysa eldeki davada; isim düzeltilmesi istenen taşınmazın maliki davacı değil, tanık olarak dinlenen Mustafa oğlu Hüseyin D.'dur. O halde davacının istemini tapuda isim düzeltilmesi davası şeklinde değil, tapu iptali ve tescil davası olarak ileri sürmesi ve davanın da bu şekilde görülüp sonuçlandırılması gerekir. Gerçek tapu maliki olan kişinin, tanık olarak alınan ifadesinde ".. taşınmaz davacıya aittir, benim bu taşınmazla bir ilgim yoktur" şeklindeki beyanı da eldeki bu dava yönünden hukuki bir değer taşımaz. Açıklanan bu hususlar gözetilerek, davacının 3406 parsel sayılı taşınmaza ilişkin davasının reddine karar verilmek gerekirken, yazılı olduğu gibi mülkiyet nakli sonucunu doğuracak şekilde kabul kararı verilmesi doğru görülmediğinden, 3406 parsel yönünden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin dava konusu 3406 parsel sayılı taşınmaza yönelik temyiz itirazının kabulü ile hükmün bu parsele ilişkin kısmının BOZULMASINA, 29.3.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy