(4721 S. K. m. 718/2, 724, 1009) (743 S. K. m. 644/2, 650, 919)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 18.11.1999 gününde verilen dilekçe ile temliken tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 14.2.2002 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı babası adına kayıtlı taşınmaz üzerinde bulunan binanın ikinci katını babasının ısrar ve teklifi üzerine yaptığını, kendisine tapusunu da vereceğini söylediğini, ancak; tapuyu vermekten vazgeçtiğini ileri sürerek Medeni Kanun'un 650. maddesi uyarınca temliken tescil isteğinde bulunmuş, bu isteğinin kabul edilmemesi halinde ise dava konusu dairenin kendisine ait olduğunun tespiti ile bunun tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesini talep etmiştir.
Davalı, dava konusu daireyi davacının yaptığını, ancak kendisine tapu verme vaadinde bulunmadığını savunmuştur.
Mahkemece, tapu iptali ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Dava, açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 743 sayılı Medeni Kanunun 650. maddesi uyarınca açılan temliken tescil isteğine ilişkindir. Medeni Kanunun 644/2. maddesi uyarınca arazinin mülkiyeti, o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Medeni Kanunun 650. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş ve başkasına ait bir taşınmaz üzerindeki binaya üçüncü kişinin malik olabilmesi olanağı tanınmıştır. Bunun için:
1-Tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde temelli kalması amacıyla bir inşaat yapılmış olmalıdır.
2- Bu inşaatı kendi malzemesi ile yapan kişinin inşaatın başlangıcından bitimine kadar iyi niyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu inancıyla hareket etmesi veya arsa sahibinin geçerli bir nedene dayalı rızasının bulunması gereklidir. ( Objektif Koşul )
3-İnşaat, zeminden açıkça daha fazla değer taşımalıdır. ( Subjektif Koşul )
4-Yukarıdaki koşulları taşıyan inşaat sahibi, kanun kendisine tanıdığı bu kişisel hakkını da inşaatı yaparken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı kullanmalıdır. Taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı bu kişisel hak ancak; inşaat sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiasıyla ileri sürülebilir.
Somut olayda, davacı davalıya ait bina üzerine kat çıkarak dava konusu kullandığı daireyi yapmıştır. Ancak; bu inşaatı yaparken taşınmaz maliki davalının kendisine mülkiyeti nakledeceği inancı ile hareket ettiğini kanıtlayamamıştır. Davalı, dava konusu binayı davacının kullanması için yapmasına izin verdiğini, taşınmaz üzerinde diğer çocuklarının da hakkının olduğunu savunmuştur. Bu savunmanın aksi kanıtlanamadığına göre davacının malik olma amacıyla hareket etmediğinin kabulü ile tapu iptali ve tescil isteğinin reddi gerekir.
Davacının kademeli istemine gelince, dava konusu binanın davacı tarafından yapıldığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. Ancak dava konusu dairenin davacıya ait olduğunu tapu kaydına şerh verilmesi olanağı yoktur. Şöyle ki;
Tapu Sicil Tüzüğü 60 vd. maddelerinde tapu kaydının beyanlar hanesine hangi hususların işaret edileceği gösterilmiştir. Anılan maddelere göre, teferruat, kanunen tesis edilen daimi geçit hakkı, Medeni Kanuna göre artık tesisi mümkün olmayan ayni haklar ( Tatbikat Kanunu 39. maddesi ), kamu hukukundan kaynaklanan mülkiyet kayıtlamaları, inşaatta işe başlama tarihine ilişkin beyan, eşyaya bağlı ayni haklar, Kat Mülkiyeti Kanunu ve Kadastro Kanununda öngörülen haller beyanlar hanesinde gösterilebilecektir.
Ayrıca, Medeni Kanunun 919. maddesinde de beyanlar hanesine yazılacak şahsi haklar, sözleşmeden kaynaklanan şufa, vefa, iştira ile kira ve isticar hakları olarak düzenlenmiştir.
Davacının somut olaydaki şahsi hakkı ise yukarıda gösterilen hallerden hiç birisine uymamaktadır.
Mahkemece açıklanan nedenlerle tapu iptali ve tescil ve beyanlar hanesine şerh verilmesi isteğinin reddi ile dava konusu dairenin davacıya ait olduğunu tespitine karar vermek gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine 26.4.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy