(4721 S. K. m. 744) (743 S. K. m. 668) (1086 S. K. m. 237)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 9.8.2001 gününde verilen dilekçe ile mecra hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 5.10.2001 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, kendisine ait 547 parsel sayılı taşınmazı lehine davalılara ait 550 parsel sayılı taşınmazdan mecra hakkı kurulmasını istemiştir.
Davalılar vekili, aynı yere ilişkin davacı bayii tarafından dava açıldığını ve davanın vazgeçme nedeniyle reddedilğini, bu kararın kesin hüküm oluşturduğunu savunmuştur.
Mahkemece, kesin hüküm varlığı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı vekili temyize getirmiştir.
HUMK. nun 237. maddesi gereğince bir davada kesin hükümden söz edebilmek için dava konusu yapılmış olan hak, davanın taraflarının ve sebeplerinin aynı olması gerekir. Somut olayda 2000/560-281 sayılı davada davacı bayii Mustafa Ü.'e eldeki davanın davalılarına karşı 547 parseli yararına 550 parselden mecra hakkı kurulması istemiyle dava açmış, yetkili vekilinin vazgeçmesi nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, hükmün kesinleşmesinden sonra Mustafa Ü. 547 parselini tapuda davacı kızına devretmiştir. Davacı bu hakkına dayanarak eldeki davayı açmıştır. Davacı, Mustafa Ü.'in cüzi halefi olup; bir dava hakkında verilen hüküm kesinleştikten sonra, o dava konusu mal veya hakkın başkasına devredilmiş olması halinde, hüküm, müddeabihi devralmış olan üçüncü kişi (cüz'i halef) hakkında da kesin hüküm teşkil eder. (prof. Dr. Baki Kuru-Hukuk Mahkemeleri Usulü-Altıncı Baskı-Cilt:V Sayfa:5029) Diğer yandan, kural olarak her davadan vazgeçme mümkündür. Vazgeçme nedeniyle davanın reddedilmesi halinde, aynı hakka ilişkin yeniden dava açılamaz. Açılan davanın kesin hüküm nedeniyle reddedilmesi gerekir. Ancak, somut olayda olduğu gibi mecra hakkı kurulmasına ilişkin bir davada dava konusu edilen taşınmazlardan birisi hakkında açılan davadan başlangıçta vazgeçme daha sonra yapılan yargılama ile, bu taşınmazın Medeni Kanunun 668. maddesinin aradığı anlamda mecra hakkı işin en uygun olduğunun ortaya çıkması halinde yeniden bu taşınmaz malikine davanın yöneltilmesine engel teşkil etmemelidir. Çünkü bu davalarda "taraflarca tasarruf ilkesi" nin tam olarak uygulanması mümkün değildir. Zira aksinin kabulü, davacı için mecra imkanının kalmaması sonucunu doğurabileceği gibi ayrıca ve daha önemlisi, davacının kendince istediği yerden mecra hakkı sağlamak için, önce uygun güzergah olabilecek taşınmaz malikine karşı dava açıp daha sonra bundan vazgeçerek, Medeni Kanunun 668. maddesinin öngördüğü, mecra haklarının en az zarar görecek yerden verilmesi ve en az zarar görecek kişiye karşı bu hakkını kullanması gerektiği ilkesinin kötüye kullanmasına neden olabilir. İşte bu nedenledir ki sonuç olarak davacı bayiinin 550 parsel sayılı taşınmaz maliki aleyhine açtığı davadan, vazgeçtikten sonra, bu vazgeçme HUMK.nun öngördüğü anlamda vazgeçme olarak değerlendirilmeyeceğinden, yukarıda açıklandığı gibi kesin hükmün oluşmadığı gözetilerek tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda araştırma yapılarak bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle red kararı verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle temyiz itirazlarının reddi ile hükmün BOZULMASINA, sair hususların incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 7.2.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy