(743 S. K. m. 612 , 634) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 24.5.1999 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 26.2.2002 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı Musa Ç. tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, tapuda 20.4.1992 tarih ve 5 numarada kayıtlı bulunan taşınmazlarına davalıların müdahale ettiklerini ileri sürerek elatmanın önlenmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, davalı Hatice'nin payını tapuda davacı Musa Ç.'e devretmeden önce dava konusu kesimin yol olarak kullanılması için anlaştıklarını, bu konuda harici senet düzenlediklerini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacıların tapusunun içerisinde kalan ve davalılar tarafından kullanılan çekişmeli kesimin davalılar tarafından yol olarak kullanılması konusunda taraflar arasında harici sözleşme yapıldığı, davalı Hatice'nin bundan sonra payını tapuda diğer mirasçı davacı Musa'ya devrettiği, mirasçılar arasında yapılan harici sözleşmelerin Medeni Kanunun 612.maddesi gereğince geçerli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı Musa Ç. temyize getirmiştir.
Medeni Kanunun 612. maddesi uyarınca, miras paylarının temliki için mirasçıların birbirleriyle yapacakları sözleşmeler yazılı olmak koşulu ile geçerlidir. Ne var ki; davacı Musa ile davalı Hatice müşterek murisleri İbrahim'in ölümünden sonra murislerinden gelen paylarını 23.1.1987 tarihinde tapuda taksim ederek ve diğer müşterek payları ile birleştirerek sonuçta Musa için 21/40 ve Hatice için 11/40 pay ile adlarına tescil edilmesini sağlamışlardır. Bu işlemle artık mirasta iştirak hali sona ermiş paydaşlar müşterek mülkiyet esasına göre malik olmuşlardır. Müşterek mülkiyet halindeki taşınmazlarda hisse devri, taksim veya satış işlemlerinin Medeni Kanunun 634, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanununun 26. maddeleri hükümleri gereği resmi şekilde yapılması gerekir. Medeni Kanunun 612. maddesi müşterek mülkiyet halindeki taşınmazlarda uygulanmaz. Davalının dayanağı 17.7.1988 tarihli protokol taraflar arasında iştirak hali sona erip müşterek mülkiyete dönüştükten sonra düzenlenmiş olup, yukarıda anılan madde hükmüne göre geçerli bulunmamaktadır. Kaldı ki, davalı Hatice payının tamamını 18.7.1988 tarihinde tapuda davacı Musa'ya satmış olduğundan dava konusu taşınmazda mülkiyet hakkı sona ermiştir.
Mahkemece yerinde yeniden keşif yapılarak davacılar tapusunun 275 metrekare, mahallinde ölçülen alanın ise 888 metrekare olduğu da gözetilerek dayanak tapunun kapsamının tayini ve çekişmeli kısmın bu tapunun içinde kalıp kalmadığı belirlenerek davacılar tapusu dava konusu kesimi kapsıyorsa davanın kabulü ile davalıların müdahalelerinin menine karar verilmesi gerekirken, aksine görüş ve düşünceler ile yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde davanın reddi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 20.05.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy