(743 S. K. m. 671)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 8.3.2002 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine bozma ilamına da uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 19.3.2002 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine ve Orman İdaresi vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 743 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 671. maddesi uyarınca geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir. Anılan maddeye göre;
Geçit hakkı davalarını, genel yola bağlantısı bulunmayan (geçit yoksunluğu-mutlak geçit ihtiyacı), ya da yolu bulunmasına rağmen bu yol ihtiyacını karşılamayan (geçit yetersizliği-nispi geçit ihtiyacı) taşınmaz maliki açabilir.
Geçit ihtiyacı olan kişi, davasını öncelikle evvelki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı, böyle bir uygunluk yok ise davanın, taşınmazından geçit verilmesinden en az zarar görecek kişiye karşı yöneltilmesi gerekir.
Geçit hakkı verilmesi isteğine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur.
Mahkemece geçit saptanırken taraf yaralarının gözetilmesi gerekeceği ilkesi de davanın bir diğer belirleyici unsurudur. Ülkemizde arazi düzenlemesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın doğrudan yol ihtiyacının karşılanmamış bulunması geçit davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Geçit hakkı, taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir hak olmakla birlikte özünü komşuluk hukukundan almaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri de esas alınmalıdır. Geçit ihtiyacının nedeni, taşınmazın niteliği ile ihtiyacın nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı, davacının sübjektif arzularına göre değil objektif esaslara göre belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlanması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gözetilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel de yine objektif kriterlere, taşınmazın niteliğine göre seçilecek bilirkişiler aracılığı ile saptanmalıdır. Saptanan bu bedel, hükümden önce depo ettirilmelidir. Ülkemizdeki yüksek enflasyon nedeniyle, hükümden sonra bedelin ödenmesine olanak sağlamak geçit hakkı sahibinin yıllar sonra bu bedeli ödemesi sonucunu doğurabilir ki buda maddenin amacı ile çelişir.
Somut olayda; davacı, 115 parsel sayılı taşınmazının genel yola bağlantısı olmadığını ileri sürerek, davalı Hazineye ait taşınmazlar üzerinden geçit hakkı tesis edilmesini istemiştir.
Mahkemece dava kabul edilmiş, Dairemizce, taşınmaz kayıtları incelenerek, geçit istenen taşınmazların özel mülk olarak Hazine adına kayıtlı olması halinde geçit hakkı kurulabileceği gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. Yeniden yapılan yargılama sonunda, bozma ilamına uyularak, kayıtlar incelenmiş, Hazine taşınmazlarının geçit kurulabilecek nitelikte olduğu saptanmış ve uygun güzergahtan da davacı taşınmazı yararına geçit hakkı tesis edilmiştir.
Ancak; belirlenen geçit bedelinin hükümden önce mahkeme veznesine depo ettirilmediğinden hükmün bu yönden bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 26.09.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy