(4721 S. K. m. 747, 748) (1086 S. K. m. 388)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 5.2.1998 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 25.5.2000 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Tuncay Karakaya tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar, maliki bulundukları 14 ada 118 ve 117 parsel sayılı taşınmazların genel yola bağlantısının bulunmadığını ileri sürerek davalılara ait 54 parsel sayılı taşınmaz üzerinden geçit hakkı kurulmasını istemişlerdir.
Davalılar davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü davalı Tuncay Karakaya temyiz etmiştir.
Dava, açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 743 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 671. maddesi uyarınca geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Anılan maddeye göre;
Geçit hakkı davalarını genel yola bağlantısı bulunmayan (geçit yoksunluğu-mutlak geçit ihtiyacı) ya da bulunmasına rağmen bu yol ihtiyacını karşılamayan (geçit yetersizliği-nispi geçit ihtiyacı) taşınmaz maliki açabilir.
Geçit ihtiyacı olan kişi, davasını öncelikle evvelki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı yöneltmesi, böyle bir uygunluk yok ise davanın taşınmazından geçit verilmesinden en az zarar görecek kişiye karşı yöneltilmesi gerekir.
Geçit hakkı verilmesi isteğine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin
Mahkemece, geçit saptanırken taraf yararlarının gözetilmesi gerekeceği ilkesi de davanın bir diğer belirleyici unsurudur. Ülkemizde arazi düzenlemesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın doğrudan yol ihtiyacının karşılanmamış bulunması geçit davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir hak olmakla birlikte özünü komşuluk hukukundan almaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri de esas alınmalıdır. Geçit ihtiyacının nedeni taşınmazın niteliği ile ihtiyacın nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı, davacının subjektif arzularına göre değil, objektif esaslara göre belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlanması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gözetilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel de yine objektif kriterlere, taşınmazın niteliğine göre, seçilecek bilirkişiler aracılığı ile saptanmalıdır. Saptanan bu bedel hükümden önce depo ettirilmelidir. Ülkemizdeki yüksek enflasyon nedeniyle, hükümden sonra bedelin ödenmesine olanak sağlamak, geçit hakkı sahibinin yıllar sonra bu bedeli ödemesi sonucunu doğurabilir ki bu da maddenin amacı ile çelişir.
Somut olayda; davacılara ait taşınmazların genel yola bağlantısının bulunmadığı ve geçit ihtiyacı olduğu açıktır. Bu durum mahkemece de keşfen saptanarak davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yukarıda açıklanan yasa hükmü ve ilkeler doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılmamıştır. Öncelikle, 117 ve 118 parsel sayılı taşınmazlar lehine geçit hakkı verilmesi istendiği halde, bilirkişilerce sadece 118 parsel için geçit kurulması istenmiş gibi değerlendirme yapılarak rapor düzenlendiği, çevredeki diğer taşınmazlar üzerinde turizm amaçlı kullanılan oteller bulunduğu, bu nedenle çevre parsellerden geçirilecek yolun tesislerin bütünlüğünü bozacağı şeklinde soyut bir gerekçe ile değerlendirmeye alınmadığının bildirildiği görülmüştür. Oysa, başlangıçta da belirtildiği gibi geçit verilebilecek tüm alternatifler değerlendirilmeli, bu alternatifler arasında karşılaştırma yapılarak, açıklanan ilkeler doğrultusunda en uygun yer saptanmak suretiyle oluşacak duruma göre sonuca gidilmelidir.
Öte yandan, taşınmazların nitelikleri gözetilerek nihayet bir aracın geçebileceği genişlikte (emsallerine göre 2,5-3 metre) genişlikte geçit hakkı kurulmasına karar vermek gerekirken, nedeni gösterilmeden 3,5 metre genişlikte geçit kurulması da doğru görülmemiştir.
Aleyhine geçit kurulan 54 parselin müşterek maliki Şükrü Gözütok'un veraset ilamı istenmemiş, mirasçılarının tamamının davada davalı olarak yer alıp almadığı denetlenmemiştir.
Kabule göre de;
Mahkemece kurulan hüküm infaza elverişli ve yeterli değildir. HUMKnun 388. maddesi gereğince hükümde taraflara yüklenen borç ve hakların birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak ve infaz edilebilir şekilde gösterilmesi gerekir. Oysa mahkemece verilen hükümde hangi taşınmaz ya da taşınmazlar lehine, hangi taşınmaz aleyhine hangi kesimden ve ne miktarda geçit kurulduğu hususunda bir açıklık olmadığı gibi depo edilen geçit bedeline ilişkinde bir açıklık yoktur. Yazılı olduğu gibi sadece bilirkişi raporuna atıf yapılmak suretiyle geçit hakkı tesisi HUMKnun 388. maddesine de aykırıdır.
Bu hususlar gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde bir karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalının yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 08.11.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy