(743 S. K. m. 671, 672)
Dava: Davacılar tarafından, davalılar aleyhine 5.2.1999 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı tesisi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 5.11.2003 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hatice K. tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanunu'nun 671 inci maddesi uyarınca geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir.
Geçit hakkı davalarını, genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunmasına rağmen mevcut bu yolu gereksinimin karşılamayan taşınmaz maliki açabilir.
Bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyacı veya geçit yoksunluğu, ikincisine nisbi geçit ihtiyacı veya geçit yetersizliği denilebilir.
Geçit ihtiyacı olan kişi, davasını öncelikle taşınmazların önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltilmesi gerekir.
Geçit hakkı verilmesi isteğine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmazın müşterek mülkiyete konu olması halinde, paydaşlardan bir ya da bir kaçı dava açabilir.
Ülkemizde arazi düzenlemesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın doğrudan yol ihtiyacının karşılanmamış bulunması, geçit davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi ilkesi gözönünde tutulmalıdır. Geçit hakkı, taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, bir anlamda özünü komşuluk hukukundan almaktadır denilebilir. Bunun doğal sonucu olarak da yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri de esas alınmalıdır.
Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı, davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara göre belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi de gözetilmelidir.
Bu nedenlerle de bir taşınmaz için 2,5-3 metre genişliğindeki bir yolun yeterli olacağı kabul edilmelidir.
Davacı yararına tesis edilen geçidin, genel yola kesintisiz ulaşması sağlanmalıdır.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel de yine objektif kriterlere, taşınmazın niteliğine göre atanacak bilirkişiler aracılığı ile saptanmalıdır. Saptanan bu bedel, hükümden önce depo ettirilmeli, böylece geçit bedelinin geç ödenmesinden doğabilecek sakıncalara meydan verilmemelidir. Aksinin kabulü, maddenin amacı ile de çelişir.
Kurulan geçit hakkının Medeni Kanunun 672. maddesi uyarınca Tapu Siciline kaydı da gereklidir.
Davanın niteliği gereği, yargılama giderleri de davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
767 parsel maliki davacılar, taşınmazların genel yola bağlantısının bulunmadığını ileri sürerek, 768, 769 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde geçit hakkı kurulmasını istemişlerdir.
Mahkemece; yapılan keşifler üzerine alınan raporlardan sonra; en kısa ve ekonomik alternatif olmakla birlikte, kot farkı nedeniyle davacının kendi çabasıyla geçebileceği bildirilen 766 parsel sayılı taşınmazdan, geçit verilmesini davacıların da istemesi üzerine, 766 parsel üzerinde geçit hakkı kurulmasına ve geçit hakkı bedeli olan 44.410.110 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalı Hatice'ye verilmesine ilişkin hüküm kurulmuştur.
Hükmü 766 parsel maliki davalı Hatice temyiz etmiştir.
Somut olayda, davacı taşınmazının sabit olan geçit ihtiyacını karşılamak için mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca uygun güzergah saptanmış, geçit bedeli belirlenmiştir.
Bu nedenle, davalının aşağıda belirtilen husus dışındaki temyiz itirazı yerinde görülmemiştir. Ancak;
Faiz işletilmesi mümkün olmayan geçit bedelinin depo ettirilmesi ve hükümde de bu bedelin davalıya ödenmesine karar verilecek yerde, yukarıda yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 23.10.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy