(1086 S. K. m. 92)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 10.8.2001 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 4.7.2002 günlü hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava; inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, "resmi şekilde yapılmış bir satış işlemi mevcut olmadığından ayrıca iştirak halindeki maliklerden sadece ikisinin kabulünün de sonuç doğurmayacağı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekili hükmü temyize getirmiştir.
Yargıtay'ın 5.2.1947 gün ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere, inanç sözleşmesi, inanç gösterilene; bir hakkın kullanılmasında davranışlarını inanç gösterenin tespit ettiği amaca uydurmak burcunu yükler ve akidler arasında bir vekaletin hukuki sonuçlarını doğurur. Başka deyimle, inanç gösterilen taşınmazı, inanç gösteren hesabına ve kendi adına satın alması halinde mülkiyeti inanç gösterene geçirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde açılacak davanın dinlenmesi ve yazılı delille kanıtlanması olanağı vardır.
Uyuşmazlığa konu olayda davacıların yazılı bir inanç sözleşmesi bulunmadığı gibi, iddianın tamamen ispatına yetmemekle beraber vukuuna delalet eden yazılı delil başlangıcı da bulunmamaktadır.
Dosya kapsamına, toplanan delillere göre, davacı vekilinin aşağıda belirtilen hususlar dışındaki temyiz itirazları yerinde değildir. Dava konusu taşınmaz halen tarafların müşterek murisi Emin adına tapuda kayıtlı olup iştirak halinde mülkiyet hükümlerine tabidir. Davacı ve davalılar, Emin mirasçıları olup, dava konusu taşınmazın iştirakçi paydaşları konumundadırlar. İştirake dahil davalılar Ali ve Fatma davayı kabul etmişlerdir. İddia usulünce ispat edilememiş ise de mahkeme önündeki "kabul" hüküm ifade edeceğinden, davayı kabul eden davalılar yönünden davanın kabulüne karar vermek gerekirken yasaya uygun düşmeyen gerekçe ile yazılı olduğu şekilde davanın tümden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 6.11.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy