(3402 S. K. m. 16)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine 15.6.2001 gününde verilen dilekçe ile meralık iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davacının taraf ehliyeti yokluğu nedeniyle davanın reddine dair verilen 29.11.2002 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, tapu iptali ve mera olarak sınırlandırma isteğine ilişkindir. Hukuki nitelikleri itibariyle Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olan meralar özel mülkiyete konu olamazlar. Bu nedenle de mülkiyeti Devlete ait olan yerlere ilişkin davaları Hazine açabileceği gibi meraların sınırları içinde bulunduğu ve yararlanma hakkı olan Köy tüzelkişilikleri ve Belediyelerin de dava açma hakları vardır. Ancak, somut olayda olduğu gibi, köy muhtarının dava açmaması ya da taşınmazın tarla niteliğinde bulunmasında menfaati bulunması halinde köy halkından bir ya da birkaç kişinin dava açma hakkı olup olmadığı sorunu karşımıza çıkmaktadır.
Mera, yaylak ve kışlıklara ilişkin uyuşmazlıklarda kimlerin dava açabileceğine ilişkin yasal düzenleme yoktur. Mecelle dışında bu yönde bir hükme rastlanmamıştır ki Mecelle'de köy halkından bir ya da birkaç kişinin meralık iddiasıyla dava açma hakkının varlığından söz edilmektedir. ( Mecelle MD.1645 ) yürürlükte bulunan 3402 Sayılı Kadastro Yasası ve 4342 Sayılı mera yasasında da davacılık sıfatı düzenlenmemiştir. Genel hükümler çerçevesinde baktığımızda, mahkemeden hukuki korunma istenmesinde korunmaya değer bir yararı bulunan, yani hukuki yararı olan kişinin davacılık sıfatının varlığının kabulü gerekir.
Yargıtay'ın yerleşmiş İçtihatlarına göre köy muhtarının ya da köy derneğinin seçeceği bir temsilcinin dava açmaması halinde, köy halkının mera olduğunu ileri sürdüğü yerden yararlanma hakkı tamamen ortadan kalmaktadır. Bu durumda, köy halkından bir ya da birkaç kişi dava açtığında meradan yararlanma hakkını istediklerinden, korunmaya değer bir yararlarının varlığının kabulü gerekir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacının dava hakkının varlığının kabulü ile işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde davanın reddi yerinde değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 19.9.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy