(1086 S. K. m. 194, 314) (1512 S. K. m. 162)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 17.10.2000 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, birleştirilen dosyada davacılar tarafından 17.4.2000 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesinin iptali istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; satış vaadi sözleşmesinin iptaline, tapu iptali ve tescil isteğinin reddine dair verilen 18.3.2003 günlü hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı davalı Kamil Çetin Kurdoğan vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 7.10.2003 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı/davalı Kamil Çetin Kutdoğan vekili Av. Gökhan Yardımcı geldiler. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kâğıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Kamil Çetin Kutdoğan, davalıların vekili Yusuf Dündar'ın 27.10.1994 tarihinde noterde düzenlenen satış vaadi sözleşmesi ile davalıların Taylıeli Köyü Çınardere Mevkiinde bulunan 2424 parsel sayılı taşınmazdaki paylarını kendisine sattığını ileri sürerek, 2424 parsel sayılı taşınmazın davalılar adına olan tapu kaydının iptali isteği ile davalılar Cemalettin Talay ve arkadaşları aleyhine tapu iptali ve tescil davası açmıştır.
Cemalettin Talay ve arkadaşları ise, aleyhlerine Kamil Çetin Kutdoğan tarafından bu tapu iptali ve tescil davasının açılmasından sonra, vekilleri Yusuf Dündar'ın, avukata vekâletname vereceği söylenerek notere götürüldüğünü, burada vekâletname düzenlenirken, boş kağıtlara da imzasının alındığını, daha sonra gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin bu boş kağıtlar doldurulmak suretiyle düzenlendiğini, sözleşmenin dördüncü sayfasındaki çıkıntının altındaki imzanın da Yusuf Dündar'a ait olmadığını, tanık huzurunda sözleşmenin düzenlendiği bildirildiği halde tanıkların ad ve imzalarının sözleşmede yer almadığını, hata ve hile ile sahte olarak düzenlenen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin geçersiz olduğunu, sözleşmede belirtilen bedelin taşınmazın gerçek değerinden de çok düşük olduğunu iddia ile gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin iptali isteğiyle Kamil Çetin Kutdoğan aleyhine dava açmışlar ve bu gayrimenkul satış vaadi senedinin iptaline karar verilmesini istemişlerdir.
Gayrimenkul satış vaadine dayalı tapu iptali ve tescil davasının yargılamasında ise sonradan açılan bu senet iptali davası ön sorun olarak kabul edilmiş ve beklenmesine karar verilmiştir.
Bu senet iptali davasının yapılan yargılaması sonunda mahkemece, davacı vekilinin 4. oturumdaki beyanına göre istemin, danışıklı işlem nedeniyle senet iptali olduğu ve danışıklı işleminde kanıtlandığı gerekçesiyle sözleşmenin iptaline karar verilmiştir.
Bu hükmün davalı Kamil Çetin Kutdoğan tarafından temyizi üzerine davacılar asıl istemlerinin sahtelik nedeniyle iptal olduğu, mahkeme gerekçesinin yerinde olmadığı, ancak sonucu doğru olan kararın onanması gerektiğini belirterek temyize cevap vermişler; karar Yargıtay 13.Hukuk Dairesi tarafından bağlantı nedeniyle davanın tapu iptali ve tescil davası ile birleştirilmesi gerektiği yönünden bozulmuştur.
13.Hukuk Dairesinin bu bozma kararı üzerine, sahtelik iddiasına dayalı senet iptali davası, tapu iptali ve tescil davası ile birleştirilmiş ve yapılan yargılama sonunda, mahkemece, satış vaadi sözleşmesinin danışıklı düzenlendiği gerekçesiyle sözleşmenin iptaline, tapu iptali ve tescil davasının ise reddine karar verilmiştir.
Hüküm tapu iptali ve tescil davasının davacısı olan Kamil Çetin Kutdoğan tarafından temyiz edilmiştir.
Özetlenecek olursa; ilk dava satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, birleştirilen dava ise Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 314 ve devamı maddeleri uyarınca sahtelik iddiasına dayalı gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin iptali isteğine ilişkindir.
Tescil isteğinin değerlendirilebilmesi için öncelikle davanın dayanağını oluşturan satış vaadi sözleşmesinin sahteliği nedeniyle iptaline ilişkin istemin incelenmesi gereklidir. Çünkü somut olayda Cemalettin Talay ve arkadaşları dava dışı noterce düzenlenen satış vaadi sözleşmesinin sahte olarak düzenlendiğini ileri sürmüşlerdir.
Davanın aşamaları ve gelişimine ilişkin açıklamalardan sonra mahkemenin senet iptali kararının gerekçesinin yerinde olup olmadığı, birleştirilen davadaki davacılar vekilinin yargılamanın 4. oturumundaki beyanının davanın hukuki sebebini danışıklı işlem olarak sınırlandırma anlamına gelip gelmediğinin irdelenmesi gerekmektedir.
Davacılar vekilinin satış vaadi sözleşmesinin iptali davası açarken açıkladığı olaylar, vekillerinin kandırılarak boş kağıda alınan imzalarının sonradan satış vaadi sözleşmesi olarak doldurulduğu, sözleşmedeki çıkıntı altındaki imzanın sahte olduğu, gerçek değeri altındaki satışında böyle bir sözleşme düzenleme iradesinin olmadığı şeklindedir ve 4. oturumda da bu iddiasını tekrarlamıştır.
Resmi senedin sahteliğinin ileri sürülmesi, noterin beş duyusu ile tespit ederek yapıldığını beyan ettiği veya bizzat yaptığını bildirdiği hususların aksinin iddia edildiği hallerde söz konusudur (Yavuz Alangoya, Medeni Usul Hukukunun Esasları, 3. Baskı, 2003 İstanbul, s.355) Davacının iddiaları da bu şekli ile doğrudan noterin katılımıyla gerçekleştirilmiş bir sahteliğin varlığı şeklindedir. Davanın dayanağını oluşturan resmi senedin sahteliği iddiası doğrudan doğruya noterin fiiline yöneltilmiş bir iddia olduğu için, bu iddianın noterin de taraf olduğu bir davada ileri sürülmesi gereklidir (Alangoya, age. S.358).
Bir başka anlatımla sahtelik iddiası aynı zamanda düzenleme şeklindeki sözleşmenin diğer tarafını olduğu kadar sözleşmeyi düzenleyen notere karşı da ileri sürülmüş bir iddia olup, sabit görülmesi halinde Noterlik Kanununun 162. maddesi uyarınca noterin hukuki sorumluluğuna yol açabileceği gibi noterin savunması bu davanın sonucunu da etkileyebilir. Şu halde, noterde düzenlenen ve sahtecilik yapıldığı, zor kullanıldığı iddiasına dayalı bu istemin noterin taraf olmadığı bir davada incelenip hükme bağlanması usul hukuku ilkelerine uygun düşmemektedir. (Baki Kuru, Hukuk Usulü Muhakemeleri C:II, 1980 Sh. 1497)
Bu nedenledir ki, bu husus göz ardı edilerek, davasına dayanak yaparak tapu iptali ve tescil isteyen davacı Kamil Çetin Kutdoğan'ın dayandığı gayrimenkul satış vaadinin iptaline, davacının aleyhine olacak şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
Bu durumda, sahtelik iddiası ile senet iptali davasını açan tarafa davalarının dinlenebilirliği bakımından zorunlu görülen ilgili noter aleyhine dava açma olanağı tanınmalı ve açılacak davanın eldeki bu dava ile birleştirilmesini takiben noterin de savunma ve delillerinin toplanmasından sonra ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece açıklanan yöntem izlenmeden, sahtelik iddiasına yönelik dava yanlış nitelendirilerek, ne şekilde bir danışıklı işlem olduğu da gösterilmeden, danışıklı işlem iddiasına dayalı bir dava varmış gibi sonuca gidilmesi doğru görülmemiş, davacı Kamil Çetin Kutdoğan'ın temyizi bu bakımdan yerinde bulunarak hükmün bozulması gerekmiştir.
Tüm bu hususlar gözetilmeden davaya bakılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle, davalı Kamil Çetin Kutdoğan vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine, 275.000.000 TL. duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacı Kamil Çetin Kutdoğan'a verilmesine, 30.3.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy