(4721 S. K. m. 713, 780/3)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 25.7.2003 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi, kal ve özel yolun paftasında belirtilmesinin istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 3.12.2003 günlü hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 23.3.2004 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili ile karşı taraftan davalı vekili geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, öncesinde bir bütün olan taşınmazı 1972 yılında davalı ile birlikte satın aldıklarını, üzerine binalarını inşa ettiklerini, evine gidip gelmek için taşınmazın batı kısmından yol bırakıldığını, 25 yıldan beri de bu yolu kullandığını ancak kadastro çalışmaları sırasında bu yolun davalı adına kayıtlı 17 parsel numaralı taşınmaza dahil edilerek tespitin yapıldığını, davalının ise buraya duvar örmek suretiyle müdahalede bulunarak yoldan yararlanmasına engel olduğunu belirterek davalının müdahalesinin önlenmesini ve yol olan kısmın tapusunun iptali ile paftasına yol olarak işlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı, taşınmazı kendisinin aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın davalı tarafından alındığı, dava konusu yerin uzun yıllar yol olarak kullanıldığının kanıtlanamadığı, davalının kendi özel mülkiyeti alanındaki eyleminin de müdahale sayılamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Taşınmaz irtifakının zamanaşımı ile de kazanılabileceği hükmünü içeren Medeni Kanun'un 780. maddesinin 3. fıkrası, "irtifak hakkının zamanaşımı yoluyla kazanılması, ancak mülkiyeti bu yolla elde edilebilecek taşınmazlarda mümkündür" şeklindedir.
Buna göre, zamanaşımı ile kazanılmaya elverişli bir taşınmazda çekişmesiz, aralıksız yirmi yıl süreyle irtifak hakkı sahibi niteliği ile zilyed olan kişinin o taşınmaz üzerinde irtifak hakkı sahibi olduğunun kabulü gereklidir.
Somut olayda, dava konusu taşınmaz kadastro tespitinden önce bir bütün iken 1972 yılında ( davalıya göre 1976'da ) satın alınmış ve iki kardeş bu taşınmaz üzerine binalarını inşa etmişlerdir. 18.3.1996 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında da 16 ve 17 numaralı parseller senetsizden taraflar adına tescil edilmiştir.
Yapılan keşif, dinlenen yerel bilirkişi ve tanık sözlerine göre dava konusu yerin 25-30 yıldır davacı tarafından yol olarak kullanıldığı, bilahare davalının duvar örmek suretiyle davacının geçişini engellediği, davacının kullanabileceği başkaca bir yolun olmaması sebebiyle de anlatımların taşınmazların fiili durumları ile örtüştüğü sabittir.
Belirtilen tüm bu hususlar karşısında, Medeni Kanun'un 780/3. ve Medeni Kanun'un 713. maddesi hükümleri uyarınca, davacının tapulama tespitinin yapıldığı tarihe kadar 20 yılı aşan kullanımının bulunduğu gözetilerek, yol olarak kullanılan kısmın tespiti ile paftasında gösterilmesine ve davalının yararlanmaya engel olmak amacıyla yaptığı duvarın yol olan kısım içerisinde kaldığının tespiti halinde kal'i suretiyle müdahalenin önlenmesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kurulan hüküm bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle; davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine, 375.000.000 TL. duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 23.3.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy